süper üye ol sınırsızca kullan


Arama
  • Gelişmiş Arama
  • Standart Arama

Hızlı Arama
  • Son 25 Bayan
  • Son 25 Erkek
  • Online Bayanlar
  • Online Erkekler
  • Bugün Doğan 25 Bayan
  • Bugün Doğan 25 Erkek
  • Arkadaş Listem
  • Engelleme Listem
  • Forum Ara
  • Takip Listem
  • Yeni Grup Aç
  • Gruplarımı Göster
  • Grup Kategorileri
  • Grup Ara
  • Yardım

Grupları Listele
  • Alfabetik Sırada
  • Açılış Tarihine Göre
  • Üye Sayısına Göre
  • Yazılan Mesaj Sayısına Göre
  • Profilimi Göster
  • Üyelik Bilgilerimi Değiştir
  • Özelliklerim
  • İstatistiklerim
  • Üyeliğimi Uzat

Profilimi Güncelle
  • Temel Bilgiler
  • Fotoğraf Ekle / Düzenle
  • Benim Durumum
  • Ne Arıyorum
  • Fiziksel Özelliklerim
  • Yaşam Tarzım
  • En Sevdiklerim
  • Kişilik Özelliklerim

Profil Ayarlarım
  • Ayarlarım


Artık Üye Fotoğraflarını
Oyluyoruz
Şu an sizin fotoğraflarınız
oylanıyor olabilir!
Üyelerimizden Gelenler
Arkadas.Com ' un pekiştirdiği dostluklar
LaVinYaDan-Nagmele® Grubu
Devamı için tıklayınız

 
F o r u m

   Tüm Forumlar
   Genel
   Gündem
   Dinsiz ve Ahlaksız yazım üzerine önemli yazı..
 

aydogdu_123 ^^^^tek kelimede anlat üstekini ^^^^ Forum başlığına yazı ekledi - (09:46:33)
aydogdu_123 Kelime Oyunu.. Forum başlığına yazı ekledi - (09:47:46)
aydogdu_123 %%%Mavilimizin Panosu%%% Forum başlığına yazı ekledi - (09:48:21)
___solcier35___ ♣♣♣ SON KELİMEDEN CÜMLE TÜRET ♣♣♣ Forum başlığına yazı ekledi - (18:14:56)
CORCIL44 %%%Mavilimizin Panosu%%% Forum başlığına yazı ekledi - (23:14:39)
CORCIL44 ^^^^tek kelimede anlat üstekini ^^^^ Forum başlığına yazı ekledi - (23:15:47)
CORCIL44 Kelime Oyunu.. Forum başlığına yazı ekledi - (23:17:22)
CORCIL44 ♣♣♣ SON KELİMEDEN CÜMLE TÜRET ♣♣♣ Forum başlığına yazı ekledi - (23:20:23)
CORCIL44 ^^gEcEnİn tAdI YoK FaRkInDaMıSıN ^^ Forum başlığına yazı ekledi - (23:33:06)

Bu yazıya sizde mesajınızı ekleyebilirsiniz
Gönderen Mesaj
Pitagoras
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
38 yaşında / Erkek
Merkez
Adana
Aktif Toplam Yazı : 2
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 02.02.2006 01:20


Zaten beni anlayacağınızı ummuyordum..Yorum yazanların kaçı acaba feksefe okumuş..
Türkiyenin en büyük ihtiyacı matematik ve türkçe öğretmenliği..Buna hayır diyen beri gelsin..
Başlıktaki ince hicivi din ile yorumlayan arkadaşlara da şöle bişey diyeyim:
Eğer devlet 1000 din kültürü öğretmeni atıyorsa ve sadece 20 matematik öğretmeni atıyorsa demek ki ülkede ciddi bir matematik açığı değil ahlaksızlık ve dinsizlik var..Bu yorumu çıkaramıyorsanız daha biz yüzyıllar boyu gerici(hem AKP hem CHP) partiler tarafından koyun gibi güdülürüz........

suleyman20
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
32 yaşında / Erkek
Isparta
Aktif Toplam Yazı : 67
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 02.02.2006 01:26


hmmm birazdaha acıklasana

Pitagoras
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
38 yaşında / Erkek
Merkez
Adana
Aktif Toplam Yazı : 2
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 02.02.2006 01:34


ben aslında atanan 1000 tane Din K. öğretmeni için değil bu sayının yanında atanması gereken 5000 matematik öğretmeni olması lazım..Lise okuyan bilir..Din dersleri 1 saat Matematik dersleri 5 saat..
bir de buradan düşünün

suleyman20
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
32 yaşında / Erkek
Isparta
Aktif Toplam Yazı : 67
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 02.02.2006 02:26


aslında matamatik türkce öğretmenleri var ama alınmıyor din öğretiçileride lazım bu devlete nede olsan 100de 99 u müslüman bir memlekette yaşıyoruz dimi
bize matatmatik fizik kimya türkce yabancı dil vs öğretmenleri coklazım
bu gercekten kacılmaz
inşallah gelecekte daha cok iyi düzeliriz
arzumuz bu

ASTAS
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
111 yaşında / Erkek
Mardin
Aktif Toplam Yazı : 18
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 03.02.2006 14:38


sana öbür yazının sonunda mesajım var onu oku bir ikincisi niye başka bir branşla deyilde din branşıyla mukayese yapıyorsun dediyinde doğruluk payı olabilir ama seni bunu dinle mukayese etmen yüzde doksandokuzu müslüman olan bir ülkede hiç hoş deyil insanın aklına bu adamın dini matematikmi diye geliyor . DİNSİZ BİR TOPLUM OLAMAZ OLURSA SSCB GİBİ BİR GÜN DAĞILIR

sonnoktakoyucu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Erkek
Yurtdışı
Maldiv Adaları
Aktif Toplam Yazı : 120
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 10.09.2009 23:58


Eğer Bekir Coşkun, Emin Çölaşan`ın yazılarına son verildiği gün Hürriyet`ten istifa etseydi... `Emin sadece arkadaşım değil ayrıca yoldaşım, birimiz hepimiz için` diyerek rest çekseydi ve gitseydi...Sadece günün kahramanı olacaktı... Bir gün alkışlanacak, ertesi gün unutulacaktı...Ama o kalmayı, kalesini korumayı ve mücadelesini o kaleden sürdürmeyi tercih etti... İyi de etti. Bugünler pire için deve yakmanın değil, aksine mücadele edebildiğin kadar mücadele etmenin, giderek daralan sınırları zorlamanın, ne kadar kıstırılırsan kıstır sana bırakılan alanın içinde mücadele etmenin günleri çünkü...İşte tam da bu yüzden yazarların kritik zamanlarda aldıkları kararlar onlara büyük bir yük olarak geri dönüyor. Nitelikli okur sırtlarına belki de pek çoğunun aslında taşımaya gönüllü olmadığı bir misyon yüklüyor... Bu yazarın adımlarını bireysel atmasını kısıtlıyor... Algı, beklenti ve okurun gücü devreye giriyor...Bekir Coşkun birkaç yıl içinde tam da böyle bir misyonun yazarı oldu...Muhaliflerin, sesi kıstırılmışların, baskı altındakilerin sesi oldu... `Göbeğini kaşıyan adam`la savaşmak isteyenlerin, birinci Cumhuriyet`çilerin, isyanın kalesiydi `Onuncu Köy`...Sorumluluğu da arttıkça arttı... Tek kişilik bir ordu gibi gördü okur onu, ona inandı, güvendi ve yatırım yaptı...Bekir Coşkun`un Hürriyet`te kalması bir anlamda da nitelikli okurun gücüne bir taahhüttü: Bu kaleyi bırakmıyorum, bir yere gitmeye niyetim yok, buradayım ve sonuna kadar savaşacağım...Kaldı ve kazandı...Ama geçen gün Bekir Coşkun gitti...Geride bıraktığmız birkaç sene içindeki en sıcak zamanların birinde gitseydi hiç fark etmeyecekti: `Baskılardan yıldı ve kendini kurtardı`, `Transfer oldu`, `Zaten istenmiyordu, doğru olanı yaptı`, `Tavır koydu, vurdu kapıyı gitti`, `Hürriyet yazılarına müdahale ediyordu` denecekti...Herhangi bir gün gitseydi Bekir Coşkun kazanacaktı... İki gün öncesi dışında bir zaman sadece...Ama iki gün önce Doğan Grubu`na astronomik bir vergi cezası kesildi... Hürriyet`in de içinde bulunduğu bir şirketi `bitirme planı` yürürlüğe girdi...Geleceği belirsiz... Ayakta kalıp kalmayacağı, yola nasıl devam edileceği bilinmiyor..Şimdiden takkeliler, kolonya kokulular, kifayetsiz mutherisler kendilerine Hürriyet`te, Milliyet`te, Kanal D`de makam beğeniyor... Odaları dekore edip yerleşecekleri sayfaların hayalini kuruyorlar...Yazıyı buraya kadar okuyan herkese tebrikler valla forumcu iken yazdığım onca yazıyı da takip ettiğinize eminim.Yalnız ne işiniz var lan bu sitede sizin?Mal dolu bir sitenin mal adminlerini ben de normalde çekmem ama burası benim alışkanlığım,günlüğüm.Akıl sağlığınız yerinde kalsın istiyorsanız ya burayı ciddiye almayın,ya da bir an önce uzaklaşınç.Neyse bu kadar gizli yazı yeter...Ve tam da böyle bir günde Bekir Coşkun gitti...Şimdi buna ne denir?`Batan gemiyi ilk kim terk eder` denmez mi?`Ne oldu o kahraman savaşçıya` diye sorulmaz mı?`En zor günde yüzüstü bıraktı` diye yorumlanmaz mı?Kuşkusuz Bekir Coşkun`un gidişinin bütün bunlarla alakası yok... Belli ki rahatsız olduğu şeyler birikmişti, ya da kendisine daha iyi koşullar sunan bir yer buldu ve o da `istenmeyip zorla barındığı`nı düşündüğü bir yerdense `istenip el üstünde tutulacağı`nı düşündüğü bir yere yol aldı.Zaten 15 gün önceden vermiş bu kararını... Habertürk ilk günden beri istiyordu onu ayrıca...Ama bu kararı 15 gün bekletip tam da Doğan Grubu`nun `infaz` planının uygulandığı gün açıklanmasının nasıl yorumlanacağını kestiremedi mi? Neden durdu durdu da o gün sızdırıldı bu haber, neden böylesi bir tarihi zamanlama hatası yapıldı?Bu arada bir halttan haberi olmayan,asp`yi bile düzgün bilmeyen adminlere kafam girsin.Devam edelim:Bir özür, bir yakarış belki de bir veda niteliği taşıyan ama asla ve asla bir aklama kampanyasının ilk adımı olmayan mektubuma başlarken inan gözyaşlarımı durduramıyorum. Ateşli nöbetlerle geçirdiğim, her gün daha da artan acı, keder ve yenilmişlik hissiyle geçen üç aydan sonra bu mektubu sana yazmaya karar verdim. Belki hala açık, kanayan, kanadıkça acısı katlanan yaralarımı sarmaya yardım etmese bile bi nebze de olsa acısını dindirmeye yardım eder bu mektup. Herşey nasıl başladı, ne zaman başladı? Maçka’da, eski Maden Fakültesi, yeni hazırlık binası olan o soğuk, kasvetli, yüksek tavanlı o binada, o yıkılası binada aynı şimdiki gibi bir Eylül sabahında karşılaştık seninle. Gerçi sen beni farketmeyecek kadar meşguldün arkadaşlarınla. Zira ben sıradan bir devlet lisesinin üniversiteyi kazanan iki öğrencisinden biriydim ve sizin okulunuz 1996 yılı ÖSS-ÖYS`sinin görkemli başarı listesi çarşafını binanın caddeye bakan cephesine asacak kadar şımarık bir müdüre sahipti. Bizim okulun öğrencilerinin mezun olduktan sonraki tek ideali; okulun camlarını kırmak ya da hocayı dövmek iken sizinkiler pilav günlerinde hasret gideriyorlardı, eski mezunlarla kaynaşıyorlardı. Velhasılıkelam sevgili Burak ben Umut Sarıkaya o soğuk, yüksek tavanlı binada tek başıma g.tümü yanmayan kaloriferlere dayarken, sen liseden arkadaşlarınla büyük bir özgüvenle koridorun ortasında durarak tatil anılarını paylaşıyordun. Şimdi bana "Abi duyan da ne zanneder sonuçta bizimki de ortalama ile öğrenci alan biraz kaliteli bir devlet lisesiydi, ortaokulda adam olsaydın da sen de girseydin bizim liseye" diye zart zurt etme. Ben ortaokulda da, ondan sonraki tahsil hayatımda da hep adam gibi adamdım. Ama orta ikiden itibaren, sırtımı sınıfın arkasındaki paltolara yaslayıp, rotring kalemi sıraya sürterek öttürme coşkusunun bütün hayatımı etkileyeceğini bilemeyecek kadar da anı dilediği gibi, sonuna kadar yaşayan, belki sana göre saf birisiydim. Ben ruttiki ruttiki diye öttürürken kalemi hayat ellerimden kayıp gitmiş de haberim olmamış be Burak. Neyse konuyu dağıtmayayım baktım bu böyle olmayacak, kadere isyan niteliğinde bir gülümseme belirdi yüzümde. Komik bir kaç anı anlatılıyordu anladığım kadarıyla, gülümserce yaklaştım size. Sessizce yanınızda durup, güldüm yapılan esprilere, bir gruba kaynaşma hevesiydi bu gülümser... sevimser.... neşebaz.... evet neşebaz tavrım. Bi saniye Burakçığım şimdi şu ana kadar yazdığım satırları şöyle bir enikonu okudum da yazdığımdan tiksindim. Bu ne be arkadaş. Senin o yamuk dudaklarına buruk bir gülümseme belirsin diye, mektup genelinde hüzünlü olsun ama belli bir ironi de hakim olsun da tam olsun memleket diye iyiden iyiye zevzekleşmiş, asıl konudan sapmışım. Hayır buruksa buruk olurum, gülüceksek eşşekler gibi gülerim ama ironi denen soytarılığa tahammül edemem bilirsin. Bak şimdi arkadaşım sonuçta şurda yüz yüze bakan insanlarız. Öyle şiirsel, edebi bir olay sonucu tesadüfi bir tanışma olmadı bizimkisi. Benim muhabbet biraz kısıtlı olduğu için hazırlık sınıfında herkese nereli olduğunu sordum, sen "Sinopluyum" diyince ben, "Aaa kız aldık ordan biz yaa" dedim ve olaylar süregeldi, koskoca bir dostluk zincirinin ilk halkası oluştu. Şimdi düşünüyorum da sen zaman zaman bu dostluk zincirinin oluşmasında senin sosyal çevrenin genişliğinin önemli bir rolü olduğunu bana ima yoluyla anlatmaya çalışmışsın. Yazık ki anlamamışım, "Herhalde Burak`ım biraz da benim sosyal çevreye sirayet etmek istiyor olarak" algılamışım bu imaları ben. "Gel canım kardeşim" diyerek aldım bizim okul dışı ortama soktum seni. Sen de meğersem öyle bir ortam istiyormuşsun ki yerini yadırgamadın. Hatırlarsın tam da kıraathane kıraathane gezmelerimiz o dönemlerimize rastlar. E tabi ben bi süre sonra işkillendim bu durumdan. Zaten sap olan arkadaş grubuma yeni bir sap daha katmaktan başka bi getirisi yoktu bu yeni arkadaşlık zincirinin. Bir de üstüne üstlük ipsiz sapsız zağar gibi sokaklarda sürtmeye başladık seninle, derslerden de olduk. E tabi ben çekingen adamım öyle bi kere meraba dediğim senin sosyal çevrene sensiz giremiyordum. Baktım senle anlaşmak ima yoluyla oluyor. Nevzatlar’la eşli okey oynadığımız bir gün sana "Gel Burakçığım gidelim üniversite ortamlarına, senin çevrene katılalım" dercesine bir baş hareketi yaptın, ben kalkıp gideceğimizi umarken sen elinde okey olmasına rağmen döndün, Engin`i taşlamaya başladın, benim el de hep asker olduğu için Nevzatlar bitti haliyle. Diğer el "Ya kalk abi gidelim" diye el hareketi yaptım. Tabi bu el hareketini Nevzatgil kırılmasın diye çaktırmadan yaptım. Gülümsedin ve ben de çift okey var dercesine ikisini de anlına yapıştırarak gösterdin. Bunun üzerine iyiden iyiye çileden çıktım. Sana hiçbir zaman kızamadığım için yancımız Ekrem`e "Ulan evinde içmiyorsun bu kadar çayı be, leğenle içseydin bari" diyerekten patladım, bi postada hırpani tavrıma sinirlenen Engin`e patadım. Kalktılar gittiler. Senin bu anlayışsızlığın yüzünden küstürdük Engin`i, Nevzat`ı, Ekrem’i. Bir avuç fındık ver dünyanın en iyi insanı olur Nevzatlar, Enginler, Ekremler. Bu yüzden bu küsüş beni çok yaralamadı. Zaten Ezgi`li, Ceren`li, Buse`li senin sosyal çevrene aç olan benim için bu küskünlük günleri adeta bir şölen, adeta bir karnaval havasında geçti. Zaten anladığım kadarıyla da senin sosyal çevren de bana karşı boş değildi. Muhabbetlere senin üzerinden başlıyor, oradan konuyu kendime getiriyor inceden bir kıskançlık krizi geçirip seni sosyal çevren önünde küçük düşürerek, onlarla benim aramızdaki küçük pürüzü de yok ediyordum. Ya da sen öyle zannediyordun. Aksine her hareketimle seni yücelten, ululaştıran bir tutum sergiliyordum. Burak bir numaradır, dünyanın en iyi insanıdır, peygamber gibi adamdır diye seni aseksüel bir mertebeye kadar yükseltiyordum. Diğer benim gibi aynı dertten muzdarip mühendislik erkek öğrencileri gibi okulun tiyatro, dans veya şiir kulüplerine girmek yerine az eforla çok şey başarıyordum. Sen ise yine o saçma sapan ima yoluna başvurarak susmayı tercih etmiştin. Kaç kere anlamamazlıktan geldim bu imalarını, kaç kere adam sendeci bir tutum sergiledim sana karşı ama içten içe de kahroldum... En sonunda dayanamadım Burak. Dayanamadım! Bir gün çektim kenara konuştum seninle, sen de hatırlarsın. "Ne lan hain gibi bakıp bakıp gidiyorsun" dedim, sustun. Gitmeye yeltendin. "Abi konuşsana" dedim, dinlemedin. Gittin. Hırs yaptım peşinden gittim, okulun dans kulübüne girmişsin. Yanası, yıkılası Kültür Sanat Birliği binasında çaça, rumba yapıyormuşsun. Ben kahrolurken senin için sen sırtın terleye terleye kıvrak figürler sergiliyormuşsun. Ezgi`li, Ceren`li, Buse`li eski otamına beşbin basacak şahane ortamlara girmişsin. Lanet olsun Ezgi`ye de Ceren`e de Buse`ye de diyip küstüm eski sosyal çevrene. O yalan çevrene. Sırf seni merakımdan, ne yersin, ne içersin diye düşündüğümden kulüp aidatı için senden borç almaya kapına geldim. "Kayıtlar sınırlı, seneye artık" diye geri çevirdin beni, bir de üstüne üstlük "Hem biz çok ilerledik, yetişemezsin bize" diye o küçücük beyninle akıl vermeye çalıştın bana. ihanet bayrağını sırtlamıştın bi kere bak bu hareketi yapabilir misin diye bacağını aça aça ileri atarak, belini kıvırtarak bana nispet yapıyordun, öyle çirkindin ki Burak anlatamam. Hiç inanmadığım halde rumba hakkında atıp tuttum, yapanı hakkında da yaptıranı hakkında da ileri geri konuştum. Konuyu sana getirdim senin hakkında da konuştum. Doyamadım senin eski sosyal çevren hakkında da konuştum. Sen yine çekip gittin. Sonradan öğrendim ağzında bi bok durmuyormuş. Gidip herkese anlatmışsın dediklerimi. Şimdi olayın üzerinden altı yıl geçti. Nevzat da, Buse de, Ceren de, Rumba da sen de kaldı. Ben ise elim de bir avuç fındıkla Nevzat’ın gönlünü almaya gitmeye yeltenip yeltenip vazgeçiyorum. Nevzat’tan, sana ordan Buse`ye ordan ver elini Rumba diye geçiş hayalleri kurarak ateşli nöbetler geçiriyorum. Beni anla dostum.Nitelikli okurunun gözünde nasıl yıpranacağını düşünmedi mi?Medyanın dışındakiler medyanın içindeki dengeleri, transfer olaylarını, patron katını ayrıntılı bilmezler, ilgilenmezler, kafa yormazlar...Okur `Hürriyet batarken Bekir Coşkun gitti` diye görür...
Şimdi okur kendisini kandırılmış hissetmez mi?Bu düpedüz bir iletişim kazasıdır... Keşke böyle yönetilmeseydi...
Bu zamanlama hatası Bekir Coşkun markasına verilmiş en büyük zarar oldu...Bütün bunları söylemekle beraber, Türk Basını`nın en usta kalemlerinden Bekir Coşkun`a hayırlı olsun deyip yazılarını merakla beklediğimizi de eklemeliyiz kuşkusuz..Ben Umur Talu`nun samimiyetine her zaman inandım... Onu bir gazete yönetisi olarak da, yazarlığında da hep takdir ettim... En büyük özelliği de dürüstlüğüdür kuşkusuz...Ona her şeyi sorabilirsiniz... Her şeye açıklıkla yanıt verir... Çekinmez, `Nereye çekilir` diye düşünmez..Bu samimiyetine güvenerek aklıma takılan bir soruyu yöneltmek istiyorum ona...Merak ettiğim şu: Daha dün `Emekli oluyorum, ara veriyorum, köşeme çekiliyorum` diye ayrılmıştı Sabah`tan... `Habertürk`e mi?` sorularını yanıtsız bırakmıştı, hatta neredeyse reddetmişti... Sadece `Emekliliğimi istedim` demişti...Fakat kısa bir süre sonra beklendiği gibi Habertürk`e geçti, bu haftasonu da yazılarına başlıyor.Peki bunca senedir dürüstlüğü ve açık sözlülüğüyle bildiğimiz Umur Talu neden bu geçişi böyle oyuncaklı hale getirdi? Neden açık açık söylemedi Sabah`tan ayrılıp başka bir gazetede yazacağını? Ayıp mı, günah mı?TRT`ye naçizane bir çağrı: Ne duruyorsunuz?ABD`ye dönülürse de Bloomberg Financial Conditions Index adlı gösterge 4 Eylül 2009 tarihinde Ekim 2007 tarihinden bu yana tam 22 aylık süredeki en yüksek değerine ulaştı. Bu endeks para, menkul kıymet ve hisse senedi piyasalarının her üçüne de dayanan ve banka sisteminin durumunu ve kredi şartlarını ve gelişmesini en iyi şekilde aksettiren gösterge olarak izlenir. Endeksin son yıldaki gelişmesi ABD banka sisteminde ve kredi piyasasında sorunların büyümediğini, tam tersine toparlandığını göstermekte. Kötümserler, mali piyasalarda sorunların büyüyerek ikinci bir kriz dalgası geleceğini yaymakta idiler.Ancak çoğu endeks tersini söylemekte.

GevezeKalem
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
33 yaşında / Erkek
Merkez
Bursa
Aktif Toplam Yazı : 5193
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.09.2009 00:08


Nefes aldinmi arada son nokta hoca .

majestik34
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
39 yaşında / Erkek
Bakırköy
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 917
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.09.2009 00:26


Türkiyede eğitimdeki en büyük eksiklik FELSEFE ve MANTIK tır.Bu iki ders bilimin ana temel dersleridir.Türk milli eğitimi ezbere dayalı bir sistem olup ROBOT yetiştirme amaçlıdır.Yani bu milli eğitim ile yetişen kişi sadece köle oğlu köle olur.

Alfabe ve sayı sayma öğretisi 3 yaşına indirgenmelidir.4 yaşında çocuklara basit eğlenceli bilmece dersleri verilmelidir.
5 yaşındaki çocuk sadece yazı yazmayı ve resim çizmesini öğrenmelidir,6 yaşında okumayı öğrenmelidir.7 yaşında ilkokula her türlü hazır olmalıdır.Tek saat sistemi eğitim olmalıdır.09-00 dan 17-00 e kadar.Çocuklara devlet ücretsiz öğlen yemeği aralarda süt ve su vermelidir.Üniforma ve önlük yasak olup çocuk sivil gelmelidir.Çocuklara okulda zamanda verilip oyuncak verilmeli,oyun oynatılmalıdır.Çocuk okuldan bezmeyip okulu,okumayı sevmelidir.


[1]
Arkadas.Com forum kuralları için tıklayın...           
 
KAPAT

Sınırsız Kullan