Arama
  • Gelişmiş Arama
  • Standart Arama

Hızlı Arama
  • Son 25 Bayan
  • Son 25 Erkek
  • Online Bayanlar
  • Online Erkekler
  • Bugün Doğan 25 Bayan
  • Bugün Doğan 25 Erkek
  • Arkadaş Listem
  • Engelleme Listem
  • Forum Ara
  • Takip Listem
  • Yeni Grup Aç
  • Gruplarımı Göster
  • Grup Kategorileri
  • Grup Ara
  • Yardım

Grupları Listele
  • Alfabetik Sırada
  • Açılış Tarihine Göre
  • Üye Sayısına Göre
  • Yazılan Mesaj Sayısına Göre
  • Profilimi Göster
  • Üyelik Bilgilerimi Değiştir
  • Özelliklerim
  • İstatistiklerim
  • Üyeliğimi Uzat

Profilimi Güncelle
  • Temel Bilgiler
  • Fotoğraf Ekle / Düzenle
  • Benim Durumum
  • Ne Arıyorum
  • Fiziksel Özelliklerim
  • Yaşam Tarzım
  • En Sevdiklerim
  • Kişilik Özelliklerim

Profil Ayarlarım
  • Ayarlarım


Artık Üye Fotoğraflarını
Oyluyoruz
Şu an sizin fotoğraflarınız
oylanıyor olabilir!
Üyelerimizden Gelenler
Arkadas.Com ' un pekiştirdiği dostluklar
LaVinYaDan-Nagmele® Grubu
Devamı için tıklayınız

 
F o r u m

   Tüm Forumlar
   Genel
   Gündem
   İSMETCİLER YÜZÜNDEN ANITKABİRDE DUA OKUNMUYOR !
 


Bu yazıya sizde mesajınızı ekleyebilirsiniz
Gönderen Mesaj
Derebeyoglu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
65 yaşında / Erkek
Sarıyer
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 547
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:04


Anıtkabir ulu önderimizin mezarıdır ve mezarda dua okunur.İsmetciler ateistir diye ulu önderimizde Ataist değildir.Tören ve çelenk heykeller önünde olur,mezar başında değil.İsmet inönü anıtkabiri kendisi için yaptırmıştır.Ulu önderimiz Atatürk müslümandır ve mezarı başında kuran ve dualar okunmalıdır.
İsmetcileri buradan bir kez daha kınıyorum.Çünkü onlar sahte Atatürkcüdür ve Atatürk ün ismini kullanmaktadırlar.

Ulu önderimiz Atatürk ün çok kez camide,namazda,seccade üstünde,cumada resimlerine ve anı yazılarına tanık oldum fakat aynı şeyi ismet inönüde görmedimde,duymadımda.Sap ile samanın ayrılma zamanı gelmiştirde,geçmiştirde.Anıtkabirde tören ve çelenk istemiyoruz,dua okunmasını,kuran okunmasını istiyoruz.

Buna kim engel olacak Türk kamuoyu olarak beraberce görelim.Ulu önderimizin ruhunu şadettirmek için mezarı başında rahmet ve dua okuyalım lütfen !

U_S_ovalye
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Merkez
Rize
Aktif Toplam Yazı : 4105
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:14


Bir insanı sevmek için dini hanesinin ne olduğu ile hastalıklı biçimde ilgilenen bir arkadaş daha...Ben Atatürkü seviyorum çünkü o müslümandır diyor...Atatürk gibi ben size dini öğretiler bırakmadım diyen bir insana (sözünün orjinalini panoya asan arkaadaşa minnetar kalacağım) bu kadar tuhaf biçimde yaklaşmak neden...

Ayrıca ismet paşanında günah keçisi olarak seçilmeside ayrı bir tuhaflıkdır...Atatürkün sevmedikleri yönlerini ismet paşaya yükleyip (onunda hataları var elbetde) atatürkü kafalarına uygun bir şekle sokarak severseler bu gerçeken Atatürk olurmu ?? :))

bence atatürk bir deisti...Bunu din hanesiyle ilgilenmeyen birisi olarak söylüyorum..Zaten bazı sözleri gayet açııkdı ama sonuçta yeni devlet kuran ve bu devleti şeriatdan kurtarmaya çalışan bir kişinin açıkca inancını söylemek beklenemezdi..

Yinede boşverin Atatürkün dinini...:)


Derebeyoglu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
65 yaşında / Erkek
Sarıyer
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 547
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:20


Ben Atatürk ü müslüman olduğu için seviyordum diye bir cümle kurmadım,bunu sen uyduruyorsun.Ne oldu yoksa paniğemi kapıldın,işinemi gelmedi.Atatürk müslümandır ve kabri başında ona dualar okunmalıdır.He siz ismet paşanıza törenmi yapıyorsunuz,çelenkmi koyuyorsunuz biz Atatürk milliyetcilerini ilgilendirmez.

tembelgazili12
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
32 yaşında / Erkek
Çankaya
Ankara
Aktif Toplam Yazı : 476
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:21


atatürkün din hakkında tabiri caizse ne olduğu belli değildir..nabza göre şerbet vermiştir:))

onun için dua okuma konusunda ben tereddütlüyüm okumadım bu güne kadar:))

ismet inönüyü hiç katma işin içine zaten :))

EXPEDITION
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Çatalca
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 214
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:26


ATATÜRK MÜSLÜMANDIR BUNU DEFALARCA KENDİ AĞZIYLA TEYİT ETMİŞTİR AMA İSMET`İN NE OLDUĞU BELLİ DEĞİL DEMİREL GİBİ BİRİ, HAFİF KIRMA :))

Derebeyoglu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
65 yaşında / Erkek
Sarıyer
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 547
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:27


zübeyde hanım,Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağanın kızıdır.

ATATÜRK’ÜN İSLAM`A İLİŞKİN SÖZLERİ



"Din vardır ve gereklidir. Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların yaşamasına olanak yoktur. Yalnız şurası var ki din, Tanrı ile kul arasındaki bağlılıktır." (1930)

"Ulusumuz din ve dil gibi güçlü iki erdeme sahiptir. Bu erdemleri hiçbir güç ulusumuzun yürek ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz." (1923)

"Biz Bolşevik de Komünist de değiliz. Bolşevik de Komünist de olamayız. Türkler ulusluğunu seven ve dinlerine saygılı bir ulustur. Bizim hükümet biçimimiz tam bir demokrat hükümetidir."

(Sakarya Zaferi`nden sonra Hint Müslümanları Kızılay`a başvurarak para yardımı yapmak istemişler ve ülkelerine bir heyet davet etmişlerdir. Bunun üzerine, Antalya Milletvekili Hoca Rasih`in (Kaplan) başkanlığındaki beş kişilik bir heyet Hindistan`a Hint Halifelik Komitesi`nin davetlisi olarak gitmiştir. İngilizlerin, bu ziyaretin gösterilere yol açmaması için aldıkları pek çok önlemin içinde, Müslümanların kalabalık olduğu kentlerde o Cuma namazından sonra hutbe yerine Anadolu`nun mücadelesini anlatan bir bildiri okunacağını öğrenince, Cuma namazını yasaklamak da vardır. İngilizler, Müslümanların yoğun oldukları kentlerdeki camilerin önüne silahlı muhafızlar dikmiş ve Cuma namazı kılınmasını engellemişlerdir. Rasih Bey yurda dönüşünde, Hint Müslümanlarının yardımı olarak o günün parasıyla 500.000 lira getirmiştir. Başkomutan Mustafa Kemal`e Paşa`ya, zaferden sonra Halifeliği kabul ederse Hint Halifelik Komitesi`nin kendisine yardımcı olacağı vaadini aktarmıştır. Mustafa Kemal yanıt olarak )

"Bir ülkede gerçek bağımsızlık ve bunu koruyacak erk güç olmazsa, sizin tanık olduğunu gibi, ülkeye egemen olanlar bir buyrukla camileri kapatırlar üstelik ibadet hakkından da yoksun kalırsınız. Ben bu öneriyi kabul edersem ve Halife olarak da benzer bir olayda müdahale etmeye kalkarsam İngiltere`ye savaş mı ilan edeceğim? İstanbul`da halen bir Halife var ve düşmanlarımızın işgali altında yaşıyor. İslam`a yapılacak en büyük hizmet, dini devletten ayırmak ve önce bağımsız bir devlete sahip olmaktır. İşte biz onun kavgasını yapıyoruz. Zafer nasip olacak, istilacıları kovacağız ve dini devletten ayırarak onun yalnızca bir vicdan ve iman varlığı olarak kalmasını sağlayacağız."

"Tanrı birdir, büyüktür. Dinsel yöntemlerin oluşumuna bakarak diyebiliriz ki insanlar iki sınıfta, iki dönemde düşünülebilir : İlk dönem, insanlığın çocukluk ve gençlik dönemidir. İkinci dönem, insanlığın erginlik ve olgunluk dönemidir. İnsanlık birinci dönemde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi araçlarla kendisiyle ilgilenmeyi gerektirir. Tanrı, kullarının gerekli olan olgunlaşma noktasına ulaşmasına dek onlarla içlerinden bazıları aracılığıyla ilgilenmeyi Tanrılık gereğinden saymıştır. Onlara, Hz. Adem`den başlayarak kayıtlara geçmiş ya da geçmemiş, sayısız denecek kadar çok kendilerine kutsal kitap gönderilmemiş peygamberler ve elçiler göndermiştir. Ancak peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracıyla bağlantıda bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlayış, aydınlanma ve olgunlaşma derecesi sayesinde her kulun doğrudan doğruya Tanrısal esinlerle bağlantıya geçebilmek yeteneğine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu nedenledir ki yüce Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı en mükemmel kitaptır." (1922)

"Arkadaşlar, Tanrı kavramı insan beyninin çok zor kavrayabileceği fizik ötesi bir konudur. Tanrı`nın buyruğu çok çalışmaktır... Çalışmak demek boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim her türlü uygar buluşlardan en çok derecede yararlanmak zorunludur." (1923)

"Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Kimi kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl kafirlik onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın; hoca olmak sarıkla değil akılladır." (1923)

"Bizim dinimiz hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Tanrı’nın buyurduğu, kadın ve erkeğin birlik olarak bilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu bilim ve kültürü aramak, nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki bugün kendimizi bağlı sandığımız şeyler yoktur. Türk toplumsal yaşamında kadınlar bilim, kültür ve öbür konularda erkeklerden kesinlikle geri kalmamış; belki daha ileri gitmişlerdir."

"Unutulmamalıdır ki ulusun egemenliğini bir kişide ya da sınırlı sayıdaki kişilerin elinde bulundurmakla çıkar bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. Bu gibilere gerici ve hareketlerine de gericilik denir. Kesinlikle belirtirim ki ulusal egemenliğimizin her zerresini şu ya da bu yolla bağlamak isteyenler en koyu gericidirler."

"Tanrı, dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın varlık ve bolluk içinde olsun diye yaratmıştır. En çok derecede yararlanabilmek için de bugün evrenden esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir." (1923)

"O, (Hz. Muhammet) Tanrı`nın birinci ve en büyük kuludur. O`nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir. Ancak sonuca kadar O ölümsüzdür." (1926)

"Ezan ve Kuran`ı Türklerden başka hiçbir Müslüman ulus bu kadar güzel okuyamaz. Bunlara görkemli müzik ahengi veren Türk sanatçılarıdır." (1933)

"Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, bilime ve mantığa uygun olması gerektir. Bizim dinimiz bunlara tümüyle uygundur." (1923)

"Müslümanların toplumsal yaşamında hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dinsel hükümlere uygun davranmış olmazlar. Bizde ruhbanlık (özel din adamları sınıfı) yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur. Ulusumuzun, ülkemizin öğretim kurumları bir olmalıdır. Bütün ülke evladı, kadın ve erkek, aynı biçimde, oradan çıkmalıdır. Ancak nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak, bilimsel ve teknik olarak telkin erkine sahip olacak gözde, seçkin ve gerçek din adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız." (1923)

"Beyler, hiçbir ulus, yabancıların inanç ve geleneklerine ulusumuzdan çok uygun davranmamıştır. Üstelik denilebilir ki başka dinlerden olanların dinine ve ulusuna saygılı olan tek ulus bizim ulusumuzdur." (1937)

"Bizim dinimiz ulusumuza hakir, miskin ve aşağı olmayı öğütlemez. Tersine Tanrı da peygamber de insanların ve ulusların yücelik ve onurunu korumalarını buyuruyor." (1923)

"Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani bütün yalınlığıyla dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Oysa Türkiye`ye bağımsızlığını veren bu Asya ulusunun içinde daha karışık, yapay, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Ancak bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (1924)

"İçinde olmakla güvençli ve mutlu olduğumuz İslam dinini yüzyıllardan beri teamül edilenden kurtarmak ve yüceltmenin zorunlu olduğu gerçeğini gözlemliyoruz. Kutsal ve Tanrısal olan inanış ve vicdanımızı; belirsiz, karmakarışık, her türlü çıkar ve hırsların ortaya döküldüğü siyasetten ve siyasetin bütün uzantılarından bir an önce kurtarmak ulusun dünya ve ötedünyaya ilişkin mutluluğunun buyurduğu bir zorunluluktur." (1924)

"Batmak üzere olan bir gemide bulunsanız, herhalde `Yetiş Ya Gazi!` demez, `Allah!` dersiniz. Bundan daha doğal ne olabilir. Dünyadaki işlerinize zarar vermemek koşuluyla namazınızı kılın, heykel yapın, resim de."

"Camilerin kutsal minberleri halkın ruhsal, ahlaki besinlerine en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberler, halkın anlayabileceği dille, ruh ve düşünceye seslenmekle Müslümanların vücudu canlanır, düşünceleri temizlenir, imanı güçlenir, yüreği cesurluk bulur. Ancak buna karşılık, hutbe okuyanların sahip olmaları gereken bilimsel nitelikler, özel yeterlik ve genel kültüre sahip olmaları önemlidir." (1922)

"Bunca yüzyıllardır olduğu gibi bugün de ulusların bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasal, kişisel çıkar ve çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların -içerde ve dışarıda- varlığı bizi, bu konuda söz söylemekten ne yazık ki henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta dine ilişkin uzmanlık ve bilgi, her türlü boş inanışlardan sıyrılarak gerçek bilimin ışıklarıyla temiz ve mükemmel oluncaya dek din oyunu aktörlerine her yerde rastlanılacaktır." (1927)

"Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermeyeceğiz." (1930)

"Sahte din alimlerine karşı benden bir şeyler anlamak isterseniz derim ki : `Ben, şahsen, onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları her adım, yalnız benim kişisel inancıma değil yalnız benim amacıma değil o adım, benim ulusumun yüreğine savrulmuş zehirli bir kamadır. Benim ve benimle aynı düşüncedeki arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim; varsayalım bunu sağlayacak yasalar olmasa bunu sağlayacak Meclis olmasa öyle olumsuz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse ve kendi başıma yalnız kalsam yine de onları tepelerim!" (Konya Türk Ocağı, 20 Mart 1923)

"İnkılabımızın asıl amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş, bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır.”

"Beyler, yaşamın felsefesi, tarihin tuhaf yansıması şudur ki her iyi, her güzel, her yararlı şey karşısında onu yok edecek bir güç belirir. Bizim dilimizde buna gericilik denir." (İzmir halkıyla konuşma, Ankara, 1982, s. 109)

"Ulusu, yenilenme vadisinde durdurmaya çalışmak için gerici düşünceler yayanlar, belirli bir kesime dayanacaklarını sanıyorlar. Bu kesinlikle bir kuruntudur, sanrıdır."

"Uluslararası genel tarihin akışında Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul`un alınmasını düşününüz. Bütün bir dünyaya karşı İstanbul`u sonsuza dek Türk topluluğuna kazandırmış olan güç ve erkin, aşağı yukarı aynı yıllarda kılgılanmış (icat edilmiş) matbaa makinesini Türkiye`ye almak için, hukuk adamlarının uğursuz direnmelerini yenmeye gücü yetmemiştir. Köhne hukuk ve hukukçuların yani köhne medrese ve yozdinsel kadronun, matbaa makinesinin ülkemize girmesine izin vermeleri için üç yüz yıl beklemek gerekmiştir." (1925)

"Türkiye; şeyhler, dervişler ülkesi olamaz. Ölülerden yardım ummak uygar bir toplum için lekedir. Var olan tarikatların hedefi, kendilerine bağlı olan kimseleri dünyada ve manevi yaşamda mutlu etmekten başka ne olabilir? Bugün bilimin bütün kapsamı ile uygarlığın göz kamaştırıcı ışığı karşısında filan ya da falan şeyhin yol göstermesiyle maddi ya da manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel kişilerin Türkiye uygar topluluğunda var olabileceğini kesinlikle kabul etmiyorum. Arkadaşlar, Beyler! Ey ulus! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek yol, uygarlık yoludur. Uygarlığın buyruk ve isteklerini yapmak insan olmak için yeterlidir." (1925)

"Bütün İslam dünyasının övünç kaynağı olan İbni Rüştler, İbni Sinalar, İmamı Gazaliler, Farabiler gibi yüksek düşünceli kişilerin ulusumuzun din bilginleri içinde ışıklı beyinleriyle varlık göstereceklerine eminim." (1923)

"Artık bugün yaşam ve insanlık gerekleri bütün gerçekliğiyle yansıyınca safsatalar, hurafeler kafalardan çıkmalıdır. Her gün yükselmeye ve gelişmeye istidatlı olan ulusumuzun, toplumsal ve yaratılışsal inkılap adımlarını kırmak isteyen engeller kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır." (1924)

"Türk ulusu bilinçle ve bunca binyılların açtığı devasız yaraları acele tedavi etmek acısıyla gerçek denilen cevheri bulmuş olduğuna inanarak uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne set çekmek isteyeceklerin sonu Türk`ün güçlü ayakları altında ezilecektir. Bu ulus yalnız bu konuda herhangi bir zorluğa rastlarsa ben ve arkadaşlarım, duraksamadan bu güçlü ayak ve pençelerin önünde naçiz bir ulus fedaisi oluruz." (1928)

"Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, yaşam için, başarı için gerçek yol gösterici bilimdir. Bilimin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, sapkınlıktır. Yalnız bilimin, yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini algılamak ve ilerlemelerini zamanla izlemek şarttır. Bin, iki bin yıl önceki ilkeleri, şu ana dek bin yıl sonra olduğu gibi uygulamaya kalkışmak, elbette ki bilimin içinde bulunmak değildir." (1925)

"Ben Türkçe ezanla, din değil dil üzerine eğilmek istiyorum. Konunun temeli din değil dildir. İnanıyorum ki Türk ezanı ve Kuran`ı kendi anadiliyle okursa daha dindar ve de asıl benimsediği dinin yüceliğini derinden ve bilinçle kavramış olacaktır." (1933)

"Ulus, uluslararası genel mücadele alanında yaşam ve güç nedeni olacak iklim ve aracın ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini bir değişmez gerçek olarak ilke kabul etmiştir. Sonuç olarak Beyler; ulus, saydığım değişiklik ve inkılapların doğal ve zorunlu gereği olarak genel yönetimini ve bütün yasalarının ancak dünya gereksinimlerinden esinlenmiş ve gereksinimin değişip gelişmesiyle esas olan dünya anlayışıyla yaşam koşulu nedeni saymıştır." (1925)

"Din bir vicdan konusudur. Herkes vicdanının buyruğuna uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz yalnızca din işlerini, devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Art düşünceye ve eyleme dönüşen bağnazca hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz." (Yakınlarından Anılar, Asıf İlbay, s. 103)

"Dinsel düşünce ve inançlara saygılı olmak, öteden beri, doğal ve genel ölçüdür. Bunun tersini düşünmeye neden yoktur." (1925)

"Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi bir din ya da bir mezhep benimsemeye zorlayamaz. Din ve mezhep hiçbir zaman siyasete araç olarak kullanılamaz." (Atatürk`ün Özelikleri, Kılıç Ali, s. 57)

"Türkiye Cumhuriyeti`nde her yetişkin dinini seçmekte özgür olduğu gibi, bir dinin töreni de serbesttir. Şu ki dinsel tören özgürlüğü dokunulmazdır. Doğal olarak dinsel törenler, asayiş ve genel yaşama aykırı olamaz; siyasal gösteri biçiminde yapılamaz." (1930)

"Türkiye Cumhuriyeti`nde herkes Tanrı`ya istediği gibi tapınır. Hiç kimseye dinsel düşüncelerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti`nde resmi din yoktur." (1930)

"Türkiye`de aslında gerici yoktu ve yoktur. Kuşku vardı. Bundan sonra yalnız bir şey akla gelebilir : O da bazı adi siyasetçilerin, çıkarcıların o kuşku ve hayali uyandırmaya çalışması, o yoldan hırs ve çıkarlarını tatmin etmeyi düşünmeleridir." (1930)

"Bu başarının, kutsal topraklarımızı düşman istilasından büsbütün olarak kurtaracak olan kesin zaferin iyi bir başlangıcı olmasını Tanrı’nın lütfundan dilerim."

"Minberlerin, halkın anlayacağı bir dille ruh ve dimağa seslenmekle Müslümanların vücudu canlanır, iman güçlenir, yüreği cesaret bulur. Ancak buna göre hatiplerin taşımaları gereken özellik yetenek ve dünyanın gidişini bilmeleri çok önemlidir."

"Halkın temiz, saf duygularından yararlanarak ulusun maneviyatına el uzatan kimseler ve onların izleyicileri ve yandaşları elbette ki birtakım cahillerden ibarettir. Bunlar Türk ulusu için sorun oluşturacak durumların meydana gelmesine daima etken olmuşlardır. Ulusumuzun önünde açılan kurtuluş ufuklarında sürekli yol almasına engel olmaya çalışanlar hep bu kurumlar ve bu kurumların üyeleri olmuştur. Ulusa anlatmalıdır ki bunların ulus bünyesinde yaptıkları yıkımı hissetmek gerektir. Bunların varlığını hoşgörüyle karşılayanlarla Menemen`de Kubilay`ın başı kesilirken kayıtsızlıkla izlemeye katlananlar ve üstelik alkışlamaya cesaret edenler aynıdır." (1931)

"Temeli çok sağlam bir dinimiz vardır; malzemesi iyi ancak bina yüzyıllardır savsaklanmış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek gereği hissedilmemiş. Tersine olarak birçok yabancı öge, yorumlar, boş inançlar binayı daha çok hırpalamış. Bizi yanlış yola sevk eden kötü yaratılışlılar bilirsiniz ki çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki ulusu mahvedeven, tutsak eden, yıkan kötülükler hep din kılığı altındaki dinsizlik ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırdılar. Oysa, elhamdülillah, hepimiz Müslüman`ız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinimimiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile bize, dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. Buna karşın hafta tatili, dine aykırıdır gibi iyi, akla ve dine uygun konulara ilişkin, sizi kandırmaya, ayak diremeye çalışan kötülükçülere güvenmeyin. Ulusumuzun içinde gerçek ve ciddi bilgeler vardır. Ulusumuz bu gibi bilgelerle övünmektedir. Onlar ulusun güvenini ve ümmetin saygınlığını kazanmışlardır. Bu gibi bilgelere gidin. Bu bey bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyiniz. Ancak genelde buna da gerek yoktur. Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Bu ölçüyle herhangi bir şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarına uygundur; biliniz ki o dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, ulusun çıkarına, İslam`ın çıkarına uygunsa kimseye sormayın o şey dinseldir. Bizim dinimiz akıl ve mantığa uygun bir din olmasaydı en mükemmel din olmazdı; en son din olmazdı." (1923)

"Hz. Peygamber, bütün Müslümanların ve kutsal kitap sahiplerinin bildiği üzere, Tanrı tarafından dinsel gerçekleri insanlık dünyasına duyurmaya ve anlatmaya görevli buyurulmuşlardır ve adı Peygamberdir. Yani haber ulaştırmakla görevlidir. Yüce Tanrı Kuran-ı Kerim`de kendisine Emirlik, Sultanlık ve taç vermiş değildir; hükümdarlık vermiş değildir. Peygamberlik göreviyle göndermiştir. Doğal olarak gerçek görevini tümüyle kavramış olan yüce Peygamber, bütün dünya insanlarına onu duyurdu. Hepinizce bilinmesi gerektir ki o dönemde, örneğin Doğu`da bir İran devleti, kuzeyde bir Roma İmparatorluğu vardı. Öbür örgütü ve kurulu devletler vardı ve yüce Peygamber devletlere gönderdiği Peygamberlik mektuplarında buyurmuşlardır ki "Tanrı bir ve ben O`nun tarafından size gerçeği anlatmakla görevliyim. Hak dini, İslam dinidir ve bunu kabul ediniz." Ve fakat eklemiştir "Ben size hak dinini kabul ettirmekle sanmayınız ki sizin ulusunuza, sizin hükümetinize el koymuş olacağım. Siz hangi hükümet biçiminde, hangi durumda bulunuyorsanız o yine aynı kalacaktır. Yalnız hak dinini kabul ediniz ve koruyunuz." (1923)

"Cumhuriyet Hükümeti`mizin bir Diyanet İşleri makamı vardır. Bu makama bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok görevlileri bulunmaktadır. Bu görevli kişilerin bilim ve erdemlerinin derecesi bilinmektedir. Görevli olmayan birçok insan da görüyorum ki aynı giysiyi giymeyi sürdürmektedirler. Bu gibiler içinde çok cahil üstelik okuması yazması olmayanlara rastladım. Özellikle bu gibi bilgisizler, kimi yerlerde halkın temsilcileriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya bağlantı kurmaya neredeyse engel olmak sevdasında bulunuyorlar. Bu gibilere sormak istiyorum : `Bu tutum ve yetkiyi kimden, nereden almışlardır?` Ulusa anımsatmak isterim ki bu kayıtsızlığa izin vermek kesinlikle doğru değildir. Herhalde yetki sahibi olmayan bu gibi kişilerin görevli olan kimselerle aynı giysiyi taşımalarındaki sakınca bakımından Hükümet`in dikkatini çekeceğim." (1923)

"Her şeyden önce şunu en yalın bir dinsel gerçek olarak bilelim ki bizim dinimizde özel bir sınıf yoktur. Ruhbanlığı (din adamları sınıfını) reddeden bu din, dinde tekelciliği kabul etmez. Örneğin, aydınlatma görevi mutlaka din bilginlerine ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle yasaklar. Bu durumda biz, diyemeyiz ki `Bizde özel bir sınıf vardır. Öbürleri dinsel yönden aydınlatma hakkından yoksundur.` Böyle düşünecek olursak suç bizde, bizim bilgisizliğimizdedir. Hoca olmak için, yani dinsel gerçekleri halka telkin etmek için mutlaka hoca giysisi şart değildir. Bizim yüce dinimiz her erkek ve kadın Müslüman`a genel olarak araştırmayı farz kılar ve her erkek ve kadın Müslüman toplumu aydınlatmakla yükümlüdür."

"Beyler, bir düşünceyi daha düzeltmek isterim. Ulusumuzun içinde gerçek din adamları, din adamlarımızın içinde de ulusumuzun hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Ancak bunlara karşı hoca giysisi altında gerçek bilimden uzak, gereği kadar öğrenmemiş, bilim yolunda gereği kadar ilerleyememiş hoca görünüşlü cahiller de vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız. Gezilerimde birçok gerçek aydın din bilginlerimizle görüştüm. Onları en yeni bilimsel eğitimi almış, sanki Avrupa`da öğrenim görmüş bir düzeyde gördüm. İslamlık ruhu ve gerçeklerini çok iyi bilen din bilginlerimizin tümü bu olgunluk derecesindedir. Kuşkusuz ki bu gibi din bilginlerimizin karşısında imansız ve hain din adamları da vardır. Din adamları içindeki böyle hainleri korumak, aşağılık hareketlerini şeriat düzenine uygulamak, din kılığı ve şeriat sözleriyle ulusu kandırıp aldatan din adamlarının, böyle kötülüğe alet olan insanların yüzündendir ki dört Halife`den sonra din, sürekli siyaset aracı, çıkar aracı, baskı aracı yapıldı. Artık bu ulusun ne öyle Hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammül ve olanağı yoktur. Onlara karşı benim kişiliğimden bir şey anlamak isterseniz derim ki `Ben şahsen onların düşmanıyım.` Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim kişisel imanıma değil, o adım benim ulusumun yaşamına kasıt, o adım ulusumun yüreğine gönderilmiş zehirli bir kamadır. Benim ve benimle aynı düşüncedeki arkadaşlarımın yapacağımız şey, kesinlikle ve kesinlikle, o adımı atanı tepelemektir." (1923)

"Biz kişisel kahramanlık sahneleriyle uğraşmıyoruz. Yalnız size Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında uzaklığınız sekiz metre yani ölüm kaçınılmaz. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tümüyle şehit oluyor. İkinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Ancak ne kadar özenilecek büyük bir sakinlik ve inançla biliyor musunuz?! Öleni görüyor; üç dakikaya kadar öleceğini biliyor; en ufak bir korku bile göstermiyor. Sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar; bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh gücünü gösteren, hayran olunacak ve kutlanacak bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Savaşı`nı kazandıran bu yüksek ruhtur." (1918)



ATATÜRK`ÜN PAŞA CAMİSİ`NDE YAPTIĞI KONUŞMA

Balıkesir 7 Şubat 1923

"Ey Ulus! Tanrı birdir; şanı büyüktür. Tanrı`nın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz, Tanrı tarafından insanlara dinsel gerçekleri duyurmaya görevli ve elçi seçilmiştir. Temel esası hepimizce bilinmektedir ki yüce Kuran`daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir; en mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tümüyle uyuyor ve uygun geliyor. Akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı bununla öbür Tanrısal doğa yasaları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü bütün evren yasalarını yapan Tanrı`dır.

Arkadaşlar ! Yüce Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu : Biri kendi evi, öbürü Tanrı`nın eviydi. Ulus işlerini Tanrı`nın evinde yapardı. Hz. Peygamber`in kutlu yolunda bulunduğumuz bu dakikada ulusumuza, ulusumuzun bugününe ve geleceğine ilişkin hususları görüşmek amacıyla bu kutsal yerde Tanrı`nın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir`in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsatla büyük bir sevap kazanacağımı umuyorum.

Beyler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve tapınmayla birlikte din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Ulus işlerinde, her kişinin zihninin ayrı ayrı etkinlikte bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü ortaya koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Ulusal amaçlar, ulusal irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil ulusun bütün kişilerinin isteklerinin, umunçlarının (emellerinin) sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim...

Hutbelere ilişkin sorulan sorudan anlıyorum ki bugünkü hutbelerin biçimi ulusumuzun duygusal düşünceleri ve diliyle, uygar gereksinimleriyle uygun görülmemektedir. Beyler! Hutbe demek topluma seslenmek yani söz söylemek demektir. Hutbenin anlamı budur. Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve anlamlar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki Hz. Peygamber`in yaşadığı olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendileri söylerdi. Gerek Peygamberimiz ve gerek dört Halife`nin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki gerek Peygamber`in gerek dört Halife`nin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır. O günün askeri, yönetimsel, mali ve siyasal, toplumsal konularıdır. İslam toplumunun çoğalmasıyla ve İslam ülkeleri genişlemeye başlayınca yüce Peygamber`in ve dört Halife`nin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine olanak kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri görevlendirmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişilerdi. Onlar camilerde ve alanlarda ortaya çıkar; halkı aydınlatmak ve halka doğru yolu göstermek için ne söylemek gerekse söylerlerdi. Bu biçimin sürebilmesi için bir koşul gerekliydi. O da ulusun önderi olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve aldatmaması!

Halkı, genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey açıkça söylendiği zaman halkın beyni etkinlik durumunda bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve ulusun zararına olan şeyleri reddederek şunun ya da bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak ulusa ait olan işleri, ulustan gizli yaptılar. Hutbelerin, halkın anlayamayacağı bir dilde olması ve onların da bugünün gereklerine ve gereksinimlerimize değinmemesi Halife ve Padişah sıfatını taşıyan zorbaların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.

Hutbeden amaç insanların aydınlatılması ve onlara yol gösterilmesidir; başka şey değildir. Yüz, iki yüz üstelik bin yıl önceki hutbeleri okumak insanları bilgisizlikte ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin olağan olarak halkın günlük kullandığı dille konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi`nde söylediğim bir söylevde demiştim ki `Minberler; halkın akılları, vicdanları için bir bilim, bilgi kaynağı, ışık kaynağı olmuştur.` Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, bilimsel gerçeklere uygun olması gereklidir. Hutbeyi verenlerin siyasal olayları, toplumsal ve uygar olayları her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmezse halka yanlış telkinler verilmiş olur. Bu nedenle hutbeler tümüyle Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır ve olacaktır."



U_S_ovalye
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Merkez
Rize
Aktif Toplam Yazı : 4105
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:30


Atatürkün müslüman olması yada olmaması beni neden rahatsız etsin :)) Ben uydurmuyorum açıkca yazılarında atatürkü neredeyse bir imam yapma derdine girdiğin belli oluyor..

Ayrıca insanların en zor bilinebilecek yanları dinleridir..Benimkisi tahmin...Atatürkün müslüman olmadığı konusunda eminimm ama bunu kanıtlamak gibi ne derdim var nede bu mümkün..Bunu bir kendi bilir birde inananlar için Allah ...Sen nereden Atatürkü dindar müslüman yaptın anlamadım

Ayrıca anıtkabirde dua okunmaz diye bir şey yok...Ankaralılar varken anıtkabirle ilgili saçmalıklar yazma bari...Dua okuyacakmışda ismetçiler engellemiş:) İsmetçi mustafa kemalci diye birşey yok..Bu senin hayal dünyan ;)

tembelgazili12
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
32 yaşında / Erkek
Çankaya
Ankara
Aktif Toplam Yazı : 476
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:30


yine herzaman olduğu gibi kaynaklarıyla atatürkün din hakkında düşüncelerini sizlerle paylaşayım;)



ATATÜRK’ÜN DİN HAKKINDA SAKLANAN GÖRÜŞLERİ

"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır."

Mustafa Kemal Atatürk

"Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah`a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur.

Türkiye`de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez."

M. Kemal Atatürk

"Taassupsuzluk o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, bilakis hürmet eder."

M. Kemal Atatürk

"Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."

M. Kemal Atatürk

Atatürk ve İslam

1-) Muhammed’in peygamberlik vazifesinin nasıl başladığını izah etmek en nazik ve en müşkül meseledir. Muhammed’in bir melek ve Allah ile hakikaten konuşmuş olduğu kanaatinde bulunanlar olduğu gibi, Muhammed’in isteyerek böyle söylediğini ileri sürenler de olmuştur. Bu faraziyeleri bir tarafa bırakmak ve meseleyi ilmi ve mantık çerçevesi içinde mutalaa etmek daha doğru olur.

2-) Din birliğinin’de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

3-) Türk’ler Arap`ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve nede Mısırlıların vesairenin Türk`lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, islamlık Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu.

4-) Bu pek tabii idi çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arab milliyeti siyasetine muncer oluyordu. Bu Arab fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdurlar. Bununla beraber, Allah’a kendi milli lisanında değil, Allah’ın Arab kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler..

5-) Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa’da Allah kelimesinin ilası parulası altında, ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular.

6- Kah şarka, kah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini topraklarını menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaad ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatina kavuşmak telkin eden din hissi, dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti.

• Türk vicdanı umumisi derhal yüzlerce asırlık kudret ve kusayısiyle büyük heyecanlarla çarpışıyordu.. Ne oldu..? Türk’ün milli hissi artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk cenneti değil, eski hakiki büyük cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra..

1- Atatürk`ün emriyle liselerde okutulan Tarih Kitabı (1931) II. cilt,

"Kur`an ve Vahiy":

"Muhammed`in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur`an denir..... İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed`e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.Tarihi nokta-ı nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki; Muhammed birdenbire Allah`ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur....."

2- Atatürk`ün El Yazmaları ( Medeni Bilgiler Afet İnan):

"Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur; din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir.....
Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur.

``Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır."

3- Kralların ve Padişahların istibdadına, dinler mesnet olmuştur.
Medeni Bilgiler Syf. 30


4- Kuvvetinin ve selahiyetinin Allah`tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahirette, hesap verebileceğini farzeden ve devleti, memleketi mevrus bir malikane kabul eyliyen bir hükümdar, hertürlü kayıttan kendini verasete görür.

Medeni Bilgiler Syf. 33

1- M. Kemal’de Tanrı düşüncesi :

Natür ( Tabiat ) insanları türetti, onları kendisine taptırdı da.. (2)

"İnsanlar bu manada hürriyete hiç bir zaman sahip olmamışlardır ve olamazlar. Çünkü, malumdur ki, insan tabiatın mahlukudur." (3)

"Tabiatın ve tarihin mahsulü olan bir milletin fertleri daima bu hakikatle karşı karşıya bulunur ve ona hürmet eder." (4)

"Ibtidaî insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kâim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır!"

"Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı." (5)

2- Peygamber Hakkındaki Görüşleri:

"Muhammed, Mekke`de müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen, dinî meseleler ve dinî düşünceler, pek derin bir surette, zihnini işgal ediyordu. Muhammed, 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed`in davet ettiği bu dine, o zamanın Hanif`lerine imtisalen İbrahim Dini, yahud inkiyad manasina ifade eden "İslam" denilmiştir!"

"Tarihi nokta-ı nazardan da müteala edildiği zaman görülüyor ki, Muhammed, birden bire Allah`ın Resulü`yüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arap`larin ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek ibtidaî ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunların islahı için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisine vahiy ve ilham fikri doğmuştur."

"Vahiy, ilham fikri Muhammed`den evvel de Arap`lar, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler Arap`lar için cinlerdi. Cinlerin güya kahinlere gaibten haber vermek kudretini ilham etmek kudretini ilham ederlerdi. Bu nev`i itikadlar Arabistan`da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahil cinlerin vücuduna samimi olarak inanmışlardı. O hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham ettiğine kâni idi. Arap`lar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammed`in Musa, İsa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu itikadi kuvvetlendirmiştir. Bu peygamberlerde melek telakkisi vardı. Dinler nazarında cinler kötü olduğundan peygamberler onlardan mülhem olamazlardı. Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp onları hayır ve saadete irşad eden ilahî bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı."(6)

Atatürk`ün ayetler hakkında yorumu :

"Muhammed`in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardir. Bunlara pek çok efsaneler karışmıştır. Hakikatte Peygamber`in ilk söylediği Kur`an ayetlerinin ne olduğu kati surette mâlum değildir.Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammed`i harekete getiren ilk âmil, bu samimi heyecanlar olmuştur. Muhammed, bidayete irticalen dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten Nebi`liğe, Nebi`likten nihayet Allah`in Resulü haline geçti."(7)

"Hukukî hükümler zaman ve mekân içinde içtimaî heyetlerin uğradıkları değişiklere göre değişe geldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedî olmayıp zamanla değişmeye mahkûmdurlar." (8)

Bilim ve Din Hakkında söyledikleri :

"Tarihe ait mâlumata gelince: Yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerini bile temellerinden sarsmaktadır." (9)

"Muhammed, gerek dinî meselelerde, gerekse içtimaî hususlarda bir islah yapmak lazım geldiği zaman kendini hiçbirseyle bağlı görmemiştir." (10)

3- Sahabe Hakkındaki Görüşleri:

"Muhammed`in ölümünden Ebu Bekir`in ölümüne kadar geçen kısa bir müddet zarfında bunlardan hiçbiri mevcudiyetini ihsas edemedi: Bunlar tamamen alıklaşmışlardı !" (11)

"Ne kadar ibrete sayan bir vakiyettir ki, daha Muhammed`in öldüğü anda bütün eski nifaklar, ihtiraslar, hirîicaklar zincirden boşandılar. O derece ki, hakkında korku ve hürmet beslenen
Peygamber`in ılık cesedi, son nefesini verdiği basit odada unutulmuş ve ihmal edilmişti." (12)


"Müseyleme, taraftarlarının şarap içmelerine müsaade gösterdi. Müseyleme`ye imtisal eden başka adaklar olmuştur. Müseyleme, başlangıçta muvaffak olur gibi oldu. Müseyleme, Muhammed`e gönderdiği mektupta, Arap`lar üzerinde hüküm ve nüfuzun paylaşılmasını teklif etti. Hakikatte Müseyleme de kıymetsiz sayılmayacak ahlakî ve dinî mezhep İslamiyyet seviyesinden pek aşağı değildi. Nihayet Müseyleme ve onun gibiler birer suretle bertaraf edilmişlerdir." (13)

4- Ahireti hakkında görüşleri:

"Millî duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaad ve temin eden dinî akide ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı gerçeği görmesine mani olamadı." Devamla: "Artık Türk, cenneti değil, eski hakiki, büyük Türk cedlerini mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. Türk milleti, millî hissi, dinî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır." (14)

5- Kaza Kader Hakkında:

"Kaza ve kader, talih ve tesadüf tâbirleri Arapça`dır; Türk`leri âlakadar etmez." (16)

6- İmam Nikâhı :

M. Kemal dinî nikâh istemez...Bu sözü M. Kemal`in evleneceği Nazmiye Hanım söylemiştir. M. Kemal, "Ben prensiplere bağlı bir adamım. Nikâhimızı imam değil de Sefir bey kıyacaktır!" dedi.(17)

7- Dua :

Ali Kılıç(istiklal mahkemesi savcısı) anlatıyor:

"Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman Atatürk`ün önüne sırmalı elbiseler giyinmis bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak, "Dua etmeden girilmez!" dedi. Atatürk, "Bu yurt Mehmed`ciğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla degil! Çekil oradan!" dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi." (18)
.

8- Kâbe Hakkındaki Görüşleri:

"Kâbe, mikab, yani tavla zarı şeklinde demektir. Fil-hakika, Kâbe zar şeklinde, insan boyunda dört duvardan ibaretti; duvarlar harçsız, adi taştan yapılmıştı. Binanın çatısı da yoktu; dört köşesinde dört taş vardı ; bunların en meşhuru Hacer-i Esved denilen bir kara taştı. Kâbe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Arab ananesi, Kâbe`nin insanı İbrahim Peygamber`e atfetmektedir. Bu mukaddes kara taş ananesi, aynen Frik`lerde de vardı. Frik`ler mukaddes sayarak ihtiram ve ibadet ettikleri kara taş, bugünkü Afyonkarahisar şimalinde, kadim Pessinüs şehrinde bulunuyordu.Bunun kudsiyeti ananesi, bu şehrin Romalı`lar tarafından zabtına kadar devam etmişti. Demek ki, Kâbe`nin bir köşesindeki kara taşın kudsiyet almasından, ziyaret ve tavaf edilmesinden çok evvel, Frik`ler de kara taşın mâbed ve ziyaretgâh esası olması adeti teessüs eylemiş bulunuyordu. Kâbe, bidayette mahalli bir mâbed iken, Mekke ahalisi burasını bir millî mâbed derecesine yükseltmişlerdi. Mekke`liler, Arap`ları kendi mâbedlerine celp edebilmek için, Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde mâbud tanılan 360 putu Kâbe`de yerleştirmişlerdi. Kâbe`nin kudsiyetini, Yahudi ananelerine de rabt etmişlerdi. Bu uydurmalara göre, İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail`i buraya getirmişti; Zemzem de onlar için fışkırmıştı; İbrahim, oğlu İsmail ile birlikte Kâbe`yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Hacer-i Esved`i getirmişti; bu taş sonradan günahkârların ellerine sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi bit-tabi sonradan uydurulmuş masallardır."(19)

• "(...) Mekke zabt olunduktan ve Kâbe`deki putları parçalandıktan sonra da yıllık haccın müşrikler tarafından da eski müşriklik âdetleri dairesinde yapılmasına müsaade olundu. Onun için, müslümanlarla müşrikler aynı zamanda hacc ve aynı şenliklere iştirak ederlerdi. Bundan anlıyoruz ki, o zaman hacc, dinî maksatla yapılan ve her yıl kurulan büyük bir ictimadan ziyade her yıl kurulan büyük bir panayırdı." (20)

• Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır(21)

Atatürk`ün gizli kütüphanesi

7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ATV`de konuğumuz oldu, ben de uzun zamandır merak ettiğim bir hususu kendisine sorma fırsatını buldum...
Konu şu: Atatürk`ün öyle çalışmaları, kitapların kenarına yazdığı öyle notlar var ki, bunları bırakın sokaktaki vatandaşı; tarihçiler, uzmanlar bile bilmiyor.
Çünkü bu belgelere ulaşamıyorlar!
Bu belgelere ulaşmanın yolu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmak!
Cumhurbaşkanı olduğunuzda, arzu ederseniz bu belgeler aracılığıyla Atatürk`ün çok özel dünyasında bir yolculuğa çıkabiliyorsunuz.
Kenan Evren`e işte bu -gizli kalan- kitaplığı sordum...
Ve böylece varlığı bir Cumhurbaşkanı tarafından teyit edildi, ayrıca Kenan Evren`in oradaki kitapları okuduğu da ortaya çıktı.
7. Cumhurbaşkanı Evren`in anlattıklarına göre Atatürk hemen hemen hiç bir belgeyi atmamış...
Örneğin bir dönem -yarbayken- bir bayanla arkadaşlığı olluyor, Mustafa Kemal bunu kendine not şeklinde düşüyor. Belli ki detaylı... Kenan Evren "Meyili var ama pek ileri gitmemişler" diye resmi ortaya koyuyor.
Atatürk kendine gelen mektupları da arşivlemiş ve bu mektuplar arşivi de Çankaya`da.
Kenan Evren anlatıyor...
"Bir tanesi sınıf arkadaşından, çok samimi bir arkadaşından gelmiş. Öyle küfürlü bir mektup ki... `Bana bak` diyor `Sen şu şu iyiliği bana yapmıyorsun` diyor. Bunları bile saklamış, havale etmiş. Neden? Kendine güveni var. Yoksa yırtar atar. `Bunlar kalsın` demiş arşivde, bir zaman gelir, bizden sonra gelenler okur."
Cumhurbaşkanı bunları böyle anlatırken, zaten heyecanlı bir konuda, tempoyu daha da yukarı çekiyor...
- Bir tane de, tek bir nühsa olan bir kitabı var, onu söyleyemem.
- Neden efendim, sır mı?
- Sırdır.
- Devlet sırrı mı?
- Devlet sırrı değil de... Burada (ATV Haber Ana Haber, canlı yayın) bahsetmem doğru değil. Kötü bir şey değil.
- Neyle ilgili?
- Dini bir kitap. El yazması. Kenarına çıkmalar yapmış.
***
Böyle bir bilinmeyen külliyat var, Çankaya Köşkü`nde...
Neyi aradığınızı biliyorsanız, form doldurup, izin alıp özel kütüphanede, onları asla dışarı çıkarmadan okuyabiliyorsunuz.
Bu kütüphanenin bir de gizli bölümü var ki...
Cumhurbaşkanı olmadıkça okuyamıyorsunuz!
Bu arada eski Türkçe okuyabilmekte büyük fayda var çünkü Atatürk`ün önemli notları -kendi kendiyle yazılı konuşmaları- eski Türkçe!
Keşke Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu külliyatı eski Türkçe olanlar dahil -bütün gizli dokümanlar dahil- günümüz Türkçesine çevirtse...
Sonra da bu dokümanları araştırmacılara açsa...
Ve Atatürk`ün düşünüp de -belki de - o zaman yapamadıkları ortaya çıksa...
Türk milletine bundan daha güzel bir Cumhuriyet Bayramı hediyesi olabilir mi? (22)
Kaynaklar:

(1) Teklif Dergisi, Sayı 6
(2) Atatürk`ten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya Karal
(3) Prof. Afet Inan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk`ün Elyazıları.
(4) A.g.e.
(5) A.g.e.
(6) Tarih, c. 2, Orta Zamanlar, Devlet Matbaası, Ist., 1931
(7) A.g.e.
(8) A.g.e.
(9) A.g.e.
(10) A.g.e.
(11) A.g.e.
(12) A.g.e.
(13) A.g.e.
(14) Prof. Afet Inan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk`ün Elyazıları.
(15) A.g.e.
(16) Prof. İlhan Arsel, Teokratik Devlet Anlayışından Laik Devlet Anlayışına.
(17) Hürriyet Gazetesi, Atatürk`ün Gönlündeki Kadın, 8 Mayıs 1988
(18) Kemal Arıburnu, Atatürk`ten Anekdotlar-Anılar
(19) İlkokul 5. sınıf, Din Kültürü ve Ahlak Dersi, sf. 85
(20) Tarih, c. 2, Orta Zamanlar, Devlet Matbaası, İst. 1931
(21) M.Kemal Atatürk - 1926 Andrew Mango, Atatürk Syf.447
(22) Murat Birsel – ATV Ana haber bülteni 21.10.2004

Derebeyoglu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
65 yaşında / Erkek
Sarıyer
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 547
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:32


Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed`e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana`ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”
Evet...Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.

tembelgazili12
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
32 yaşında / Erkek
Çankaya
Ankara
Aktif Toplam Yazı : 476
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:34


derebeyoğlu kardeşim atatürk şüphesiz büyük bir devlet adamı büyük bir komutan en önemlisi büyük bir TÜRK MİLLİYETCİSİYDİ. ama islam konusunda atatürkün senin kaynakların ve benim kaynaklarım kıyaslandığında ne olduğu tam olarak kestirilemez.

atatürkle din konusunda uyuşmasamda vatani konuda uyuşmaktayım...

EXPEDITION
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Çatalca
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 214
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:35


ATATÜRKÜ GAYRİMÜSLİMDE YAPTILAR EN SONUNDA HAYIRLI OLSUN.BU ŞAPŞAL DEMOKRATLAR ŞAŞIRDI :))

CholcE
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
85 yaşında / Bayan
Üsküdar
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 875
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:36


bir dua da benden olsun hadi..birde tesbih çekerim ruhuna niyet..ee bu kadar benden..tabi herşey karşılıklı ben ölürsem de bir yasin sizlerden beklerim ona göre..ulu felan değiliz ama kör topal bir insanız..kulluk hakkımız var dimi..)

hey Allah ım sen neler verdin de bize biz değer bilemedik şu alemde:)

Derebeyoglu
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
65 yaşında / Erkek
Sarıyer
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 547
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:38


panik başladı işte,Atatürk düşmanlarıda,sahte Atatürkcülerde ulu önderimizi kafir diye tanımlaması aslında ismetcilerin ürünüdür.İki tarafta bundan siyasi rant elde ediyor.

AnAr__ChE
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
54 yaşında / Erkek
Kadıköy
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 485
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:39


:)) derebeyoğlu bazılarını kızdıracaksın mustafa kemalin dindarlığı ile ama emin ol bizleri değil :))
sanki öyle bir hava yarattınki atesitler mustafa kemal dindar bir müslümansa bozulacaklar:)) bizim kimseini dini yada ibadeti ile sorunumuz yok dini siyasallaştıran hokkabazlarla derdimiz.

U_S_ovalye
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Merkez
Rize
Aktif Toplam Yazı : 4105
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.02.2009 23:40


:))))


[1] [2] [3] ... [5] [6] [7]
Arkadas.Com forum kuralları için tıklayın...           
 
KAPAT

Sınırsız Kullan