süper üye ol sınırsızca kullan


Arama
  • Gelişmiş Arama
  • Standart Arama

Hızlı Arama
  • Son 25 Bayan
  • Son 25 Erkek
  • Online Bayanlar
  • Online Erkekler
  • Bugün Doğan 25 Bayan
  • Bugün Doğan 25 Erkek
  • Arkadaş Listem
  • Engelleme Listem
  • Forum Ara
  • Takip Listem
  • Yeni Grup Aç
  • Gruplarımı Göster
  • Grup Kategorileri
  • Grup Ara
  • Yardım

Grupları Listele
  • Alfabetik Sırada
  • Açılış Tarihine Göre
  • Üye Sayısına Göre
  • Yazılan Mesaj Sayısına Göre
  • Profilimi Göster
  • Üyelik Bilgilerimi Değiştir
  • Özelliklerim
  • İstatistiklerim
  • Üyeliğimi Uzat

Profilimi Güncelle
  • Temel Bilgiler
  • Fotoğraf Ekle / Düzenle
  • Benim Durumum
  • Ne Arıyorum
  • Fiziksel Özelliklerim
  • Yaşam Tarzım
  • En Sevdiklerim
  • Kişilik Özelliklerim

Profil Ayarlarım
  • Ayarlarım


Artık Üye Fotoğraflarını
Oyluyoruz
Şu an sizin fotoğraflarınız
oylanıyor olabilir!
Üyelerimizden Gelenler
Arkadas.Com ' un pekiştirdiği dostluklar
LaVinYaDan-Nagmele® Grubu
Devamı için tıklayınız

 
F o r u m

   Tüm Forumlar
   Yaşam
   Yazı Dünyası
   Hocam Hayat kaç kere yere serdi sizi ?
 

TADIMDA_ASK_VAR SİZCE SEVİŞMEK ZEVKMİDİR ANGARYAMI ? Yeni forum başlığı oluşturdu - (17:49:05)

Bu yazıya sizde mesajınızı ekleyebilirsiniz
Gönderen Mesaj
KaraSair
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
35 yaşında / Erkek
Güngören
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 1683
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 18.12.2008 17:42


`Hocam hayat kaç kere yere serdi sizi ?` dedi.
`Birden çok fazla` dedim.
`Ne yaptınız sonra?` dedi.
`Ayağa kalktım hayatın yasası bu. Düştükten sonra kalkarsın` dedim.
`Hocam ben kalkamadım` dedi, ağlamaklı bir sesle, `denemeye bile kalkmadım.`
`Ne oldu hocam` dedim.
Bir süre düşündü, derin bir soluk aldığını duydum sonra.
`Kırkyedi yaşındaydım` dedi `o zamanlar. Evlenmemiştim. Bir evim vardı ama annem yalnız
ve yaşlı olduğu için onda da kalıyordum bazen. İyi bir işim vardı. Sanat adamıydım ben zaten.
Dışarıdan bakıldığında çok insanın imrendiği bir adamdım. Ama içim bomboşmuş ve
bunu sonradan anlayacaktım. Kafama göre bir insan bulamamıştım. Ruh ikizi denen o şey var ya
onu arıyordum sanırım. Çok seçiciydim. Ve artık bunun olmayacağına karar vermek üzereydim.
Zaten artık yaşlanıyordum da... Ama bir gün, o akşam üstü herşey alt üst oldu.
Orta boylu, güleç yüzlü, gencecik, kıpır kıpır, güzel, esmer bir kadına rastladım bir şiir dinletisinde.
O kadar güzel ve derinden baktı ki, inanın içim titredi. Şiiri bile unutacaktım az kalsın.
O hayranlık dolu bakışlar, o içtenlik, o hafif gülüş elimi ayağımı birbirine dolaştırmaya yetmişti...`

Yine o suskunluk, tavanlara dikili gözler...
`Onu unutamadım. Gece rüyama girdi. İzmir`deydim bulmaya karar verdim onu.
Ama nasıl? Sonra aklıma yeni bir şiir dinletisi düzenlemek geldi. Oraya gelebilirdi. Ve geldi.
Artık onu kaçıramazdım. Dinletinin ardından tanıştık. Onu alıp sahile yürüyüşe çıkardım.
Sonra bir yere oturup çay içtik. Ve nasıl başardıysam duygularımı açtım ona.`

`Onun tavrı ne oldu hocam` dedim.
Başını hafiften bana çevirirken, `O anda sarıldı boynuma. Yanaklarımı öptü ve
`beni bulacağını, beni isteyeceğini biliyordum` dedi bana... `
`Ve ruh ikizini bulan iki insan olup çıktınız sonra` dedim.
Derin bir iç geçirdi. Bir sigara yaktı. Dumanı üfledi tavana doğru.
`Daha da ötesi oldu hocam` dedi, `ruh ikizimi ararken bir cennet bulduğumu kısa sürede anlamıştım.
Dokunuşu, sevmeleri, sıcaklığı, gözlerindeki o derin ışık, sevişmelerimizin doğallığı,
aldığımız hazzın yoğunluğu kendimden geçiriyordu beni. Onu çok sevmiştim. Ona aşıktım.
O da aynı durumdaydı. Benim yarı yaşımdaydı. Ama deli gibi seviyordu beni.
Birbirimizi koyacak yer bulamıyorduk. Sürekli öpüşen, el ele göz göze bir çifttik artık.
Onu kıskanmıyordum ama biliyor musunuz? Gerek yoktu ki kıskanmaya. O ruhu ve bedeniyle benimdi zaten.
O da kıskanmazdı. Ondan başka biri olamazdı ki hayatımda. Bunu adı gibi biliyordu.
Bütün enerjimiz, hayatlarımız birbirimiz içindi...`
Yeniden sustu. Yorulmuştu. Konuşmak için enerji toplaması gerekiyordu.
Bacağını ötekinin üzerine atmakta zorlanıyordu.
`Tam üç yıl sürdü bu aşk hocam, tam üç yıl. Bir gecesine, bir anına bile razı olacağım aşk
tam üç yıl sürdü. Cennette üç yıl yaşadım. Tanrı bana cenneti bu dünyada bahşetmişti...`
ve ağlamaya başladı. Gözlerinden boşanmaya başladı yaşlar.
[...]
`Tanrım ne yaptın? Tanrım ne yaptın?` diye söylendi sonra bir süre.
Birkaç dakika sonra sustu gözyaşları.
`Tanrı ne yaptı hocam` dedim.
`Beni cennetsiz bıraktı` dedi ağlayarak, `meleğini geri çağırdı.`
Yıkılmıştı. Bitirmişti onu içindeki kasırga. Bütün ruhunu yıkamıştı acılı gözyaşları.
Kadehini tutuşturdum eline ve bir yudum almasını rica ettim bakışlarımla. Gördü beni galiba.
Bir yudum aldı.
`Bir trafik kazası` dedi, `lanet bir kaza işte. Bir kamyonun altında kaldı meleğim.`
Sonra kağıt mendille kurulamaya çalıştı gözyaşlarını. Bir sigara daha yaktı.
`İzmir`den kaçtım onu toprağa verdikten sonra` dedi madeni bir sesle, `oralarda kalamazdım.
Kalsam delirirdim. Biliyordum bunu. Ama delirmek istemiyordum. Yaşamak istiyordum.
Bir süre daha en azından. Her sevgililer gününde, her doğum gününde gittim İzmir`e.
Ve mezarına bir karanfil bıraktım. Bunu ömrümün sonuna kadar da yapacağım.
Bir gün ne yaptım biliyor musunuz? Onunla ilk kez şarap içtiğimiz yere gittim. Epey içtim. Ağladım.
Sonra çıldırmak üzere olduğumu anlayınca kalktım ordan.
Ve gidip mezarını ellerimle kazımaya kalktım. Alıp eve götürecektim onu. Orada yatamazdı o.
Benimdi o. Sevgilimdi. Aşkımdı. Meleğimdi. Cennetimdi. Toprağın altında olamazdı.
Sonradan aklım başıma geldi. Ve oracıkta iki söz verdim kendime. Onu aldatmayacaktım.
O aşkı kirletmeyecektim. Zaten aşkı kirletemezdi insan. Aşk aldatılamazdı. Aldatılırsa aşk olmazdı.
O yüreğinde yaşadıkça başka birine dokunamazdın. Bunu biliyordum.
Geceydi. Ve bağırdım geceye doğru mezarlıkta.
HEY AŞK dedim, SENİ HİÇ ALDATMAYACAĞIM!!!!!!

İkinci sözüm ise şuydu hocam. Altmışlı yaşların ortalarında ben de gideceğim yanına.
Hemen de gidebilirdim. Ama bunu o da istemezdi sanırım. Yirmi yıla yakın bir süre o aşkı yaşayacağım içimde.
Doya doya. Acıyla, kanla, hasretle, ağlayarak... Bir şey daha var hocam.
Kendimi öldürmeden önce mezarına gideceğim. Ve sözümü tuttuğumu haykıracağım orada meleğime....

Dertli_Dolap
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
80 yaşında / Erkek
Yurtdışı
Almanya
Aktif Toplam Yazı : 2467
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 07.01.2009 02:00


hocam beni çok yere serdi

KUMRALYAR
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
29 yaşında / Bayan
Merkez
Isparta
Aktif Toplam Yazı : 94
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 12.01.2009 19:23


böyle aşkalrın varlıına inanmıyorum ben yaaa
kimse inandıramadı beni şimciye kdar

arteco
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
49 yaşında / Erkek
Şişli
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 287
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 12.01.2009 19:44


Ne saçma sapan bi aşk bu yahu...Yoksa bütün kadınlar böyle mi ister?Sanmam...Bi de ölen tarafından bakalım mı?
Düşünsenize ölüyorsunuz ve geride bıraktığınız aşkınızı (hikayede en az20 yıl) sadakat martavalıyla mahkum ediyosunuz.Yuh yani...
Ben ölüm döşeğinde yatıyor olsam meleğime lütfen benim yasımı fazla tutma ve yeniden sev derdim.Benim sevdiğim kadın da böyle düşünmeli sanki..ne bilim artık içinde olamadığım bir yaşama ipotek koymazdım
Sana doymadan kara topraklara girdim,bana yar olmadın başkalarına da olma !!!

KaraSair
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
35 yaşında / Erkek
Güngören
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 1683
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 14.02.2009 23:09


arteco.....Hocamız aşkı 47 sinde bulmuş
senin daha 7 senen daha var :_)
istersen büyük konuşma :-)


arteco
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
49 yaşında / Erkek
Şişli
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 287
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 16.02.2009 11:16


KARAŞAİR SEN SAKIN 21 SENE BEKLEME EMİ :)))
ANLAMAMIŞSIN BE DOSTUM;NEYSE BAK BU DA BİR AŞK ANLATIMI:

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk
kez…
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk
karşılaşmadan sonra,bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç...
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler.
Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onların ki...
Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, `bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur` diyerek devam ettiler hayatlarına.
Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
`Senin için ölürüm` derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da `Hayır, ben senin için ölürüm` diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,
`Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....
`Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,
`Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma` Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi ya zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerind e, daha az çalışmaya karar verdiler.
Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde `satılık` levhası asılı olan.
`Ne dersin, bu evi alalım mı?` dedi adama.
`Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile.
Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...`
`Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?` diye yanıt verdi adam. `Amerika`daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....`
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu, adam Amerika`ya giderken. Her gün , her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.
Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için,
sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: `Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...`

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.

Derdini söylemesi için yalvardı adama, `Senin için ölürüm,
biliyorsun, ne olur anlat` diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam,
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, `Artık dayanamıyorum, sana söylemek
zorundayım` diye sözünü kesti arkadaşı. `O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...
`Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları` diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp,
bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.
İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında…
Ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, `son bir kez kucaklamak
isterim seni` diyecek oldu ama kadın, `defol` dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika`ya yerleştiğini öğrendi.
Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan
nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.
Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. `Sen, buraya ne yüzle geliyorsun` diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
`Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.` dedi genç kadın.
Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:
`Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o
bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika`daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi.
Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika`ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim Sana bu kutuyu vermemi istedi.`Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın…
Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda.

İlk kâğıtta, `Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem` diyordu... Sırayla okudu;
`Seni çok sevdim`,

`Seni sevmekten hiç vazgeçmedim`,

`Senin için ölürüm derdin hep, doğru
söylediğini bilirdim.`

`Fakat benim için ölmeni istemedim`

`Şimdi bana söz vermeni istiyorum.`

`Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?`

son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı:
`Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....







Dertli_Dolap
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
80 yaşında / Erkek
Yurtdışı
Almanya
Aktif Toplam Yazı : 2467
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 16.02.2009 14:13


:))))))))))))))))))


güzelmişş


[1]
Arkadas.Com forum kuralları için tıklayın...           
 
KAPAT

Sınırsız Kullan