süper üye ol sınırsızca kullan


Arama
  • Gelişmiş Arama
  • Standart Arama

Hızlı Arama
  • Son 25 Bayan
  • Son 25 Erkek
  • Online Bayanlar
  • Online Erkekler
  • Bugün Doğan 25 Bayan
  • Bugün Doğan 25 Erkek
  • Arkadaş Listem
  • Engelleme Listem
  • Forum Ara
  • Takip Listem
  • Yeni Grup Aç
  • Gruplarımı Göster
  • Grup Kategorileri
  • Grup Ara
  • Yardım

Grupları Listele
  • Alfabetik Sırada
  • Açılış Tarihine Göre
  • Üye Sayısına Göre
  • Yazılan Mesaj Sayısına Göre
  • Profilimi Göster
  • Üyelik Bilgilerimi Değiştir
  • Özelliklerim
  • İstatistiklerim
  • Üyeliğimi Uzat

Profilimi Güncelle
  • Temel Bilgiler
  • Fotoğraf Ekle / Düzenle
  • Benim Durumum
  • Ne Arıyorum
  • Fiziksel Özelliklerim
  • Yaşam Tarzım
  • En Sevdiklerim
  • Kişilik Özelliklerim

Profil Ayarlarım
  • Ayarlarım


Artık Üye Fotoğraflarını
Oyluyoruz
Şu an sizin fotoğraflarınız
oylanıyor olabilir!
Üyelerimizden Gelenler
Arkadas.Com ' un pekiştirdiği dostluklar
LaVinYaDan-Nagmele® Grubu
Devamı için tıklayınız

 
F o r u m

   Tüm Forumlar
   Yaşam
   Din ve İnanç
   BEHCETUN NAZAR
 

TADIMDA_ASK_VAR SİZCE SEVİŞMEK ZEVKMİDİR ANGARYAMI ? Yeni forum başlığı oluşturdu - (17:49:05)

Bu yazıya sizde mesajınızı ekleyebilirsiniz
Gönderen Mesaj
medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:14


Selamün Aleyküm.

Râhman ve Rahim olan Allâh’ın adıyla


بَهْجَة ُالنَّظَرْ

BEHCETUN NAŽAR




AKİDE ve RİDDE BÖLÜMÜ

Seksen sorudur










Soru-1- : Din ilmindeki “Farz-ı ayn” ilim hangisidir.?


Cevap-1-: Dinde öğrenilmesi gereken “Farz-ı ayn” ilim, İslâm’ın Müslümana yüklediği itikad ilmini, fıkıh ilmini ve ticaret ile uğraşanın muamelat (Aliş-veriş) ahkamını öğrenmesi; bundan başka kalb ve lisan gibi diğer azaların günahlarını öğrenmesi, kendisine zekat vacip olan kişinin zahir (açık) olan zekat ahkamını öğrenmesi ve hacca gücü yetenin hac ahkamını öğrenmesi farzdır. İmam Beyhaki’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

" "طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِم Anlamı :”İlim talep etmek ( öğrenmek ) her Müslüman’a farz kılınmıştır”.



Soru-2-: İslâm dinine girmesi ve şeriata göre amel etmesi gereken mükellef kimdir?

Cevap-2- : Mükellef (sorumlu), akıllı, baliğ ve kendisine davetin aslı olan Kelime-i Şahadet ulaşan kişidir.



Erkekler için “buluğun” iki alameti vardır, bunlar:

1- Meninin gelmesi.

2- Veya 15 hicri yaşını doldurması.



Bayanlar için üç alameti vardır, bunlar:

1- Meninin gelmesi.

2- Hayız kanının gelmesi.

3- Veya 15 hicri yaşını doldurması.



Her kim buluğa varmadan ölürse mükellef değildir. Her kim buluğa varmadan deli olur, buluğa kadar deli kalır ve delilik üzere ölürse mükellef değildir. Her kim baliğ olarak yaşarsa ve kendisine davetin aslı (iki Şahadet) ulaşmazsa mükellef değildir.



Allâh-u Teâlâ “ El-İsrâ’ ” Sûresinin 15. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿ وما كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً﴾

Allâh-u Teâlâ bu âyette, Resul göndermedikçe kimseye azap etmeyeceğini bildiriyor.



İmam Ahmed`in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:



رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثٍ: عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِل



Anlamı :” Kalem üç sınıf üzerinden kaldırılmıştır, bunlar:

1- Uyuyan, uyanana kadar.

2- Çocuk, buluğa erene kadar.

3- Deli olan, delilikten şifa bulana kadar”.Yani günah kalemi bu üç sınıfa bir şey yazmaz.



Soru-3-: Müellifin, “veltizemu me lezime aleyhi minelehkem” kelamını açıklayınız.



Cevap-3-: :Manası : farzları eda etmek ve haramlardan kaçınmaktır. Muttaki kul; farzları eda eden ve haramlardan kaçınan kişidir. Her kim böyle ölürse azap çekmeden Cennete girecektir.



Soru-4- : Allâh nezdinde en yüksek ve en faziletli farzlar nelerdir?

Cevap-4-: Allâh nezdinde en yüksek ve en faziletli farzlar, Allâh’a ve Resulü’ne iman etmektir.



İmam Buĥari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

" " أَفْضَلُ الأَعْمَالِ إِيـمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ

Anlamı : “Amellerin en faziletlisi, Allâh’a ve Resulüne iman etmektir”.



Salih amellerin kabul olması için iman etmek şarttır. Her kim Allâh’a ve Resulüne iman etmezse Ahirette hiç bir sevabı yoktur.



Allâh-u Teâlâ “İbrâhim” Sûresinin 18. âyetinde şöyle buyuruyor:

مَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبّهِمْ أَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِى يَوْمٍ ﴿ عَاصِفٍ ﴾

Anlamı : “Rabbini inkar edenlerin durumu; onların amelleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer”.



Soru-5-: “Tevhid İlmi”nin diğer ilimler üzerindeki faziletini bildiriniz.



Cevap-5-: Tevhid İlmi’nin diğer ilimler üzerinde büyük şerefi ve fazileti vardır. Çünkü Tevhid ilmi, Allâh’a yakışan ve peygamberlere layık olan sıfatları bildirir. Allâh’a yakışmayan ve peygamberlere layık olmayan sıfatlardan tenzih eder. Bu yüzden Tevhid ilmi, ahkam ( fıkıh ) ilminden daha üstündür. Allâh-u Teâlâ “Muhammed” Sûresinin 19. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿ فَاعْلَمْ أَنَّهُ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ﴾

Allâh-u Teâlâ, Peygamberimize “Allâh’tan başka ilah olmadığını bilmesini ve günahından istiğfar etmesini” emrediyor.



İmam Ebu Hanife “El Fıkhıl Ebsat” adlı kitabında şöyle buyuruyor:

"إِعْلَمْ أَنَّ الْفِقْهَ فِي الدِّينِ أَفْضَلُ مِنَ الْفِقْهِ فِي الأَحْكَام"ِ

Anlamı :“Bil ki, tevhid ilminde bilgili olmak, fıkıh ilminde bilgili olmaktan üstündür .”





Soru-6- : İslâm’a girmek için

وَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّه أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللَّه

“Eşhedu Enle İlêhe illallâh ve Eşhedu Enne Muhemmeden Resulüllâh” lafzı şart mıdır ?



Cevap-6- : Kelime-i Şahadetin aynısını söylemek şart değildir. Kelime-i Şahadetin manasını veren herhangi bir lafzı söylerse de olur. Allâh’tan başka ilâh yoktur, veya Allâh’tan başka Rab yoktur. “Muhammed Allâh’ın Nebisidir” demek, İslâm’a girmeye yeterlidir. Fakat “Eşhedu” lafzı, diğer lafızlardan daha üstündür. Çünkü Arapça lügatine göre “Eşhedu” lafzı,bilmeyi, itirafı ve itikadi kapsar ve diğer kelimelerde bulunmayan “kesin” manasını taşır.



Soru-7- : Allâh`ın mevcut (var) olduğuna delil veriniz.



Cevap-7- : Allâh`ın mevcut olduğundan şek ve şüphe yoktur. Allâh-u Teâlâ “İbrâhim” Sûresinin 10. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴿ أَفِى اللَّهِ شَكٌّ ﴾

Anlamı : “ Allâh`ın varlığında şüphe yoktur”.



Bu âlem, Allâh-u Teâlâ`nın mevcut olduğuna büyük bir delildir. Çünkü akla göre nasıl ki hiçbir fiil, failsiz olmuyorsa;e hiç bir yazı ve kitap yazarsız ve katipsiz olmuyorsa; muhakkak ki, bu âlemin bir yaratıcısı vardır, O da Allâh-u Teâlâ’dır. Allâh-u Teâlâ hacimsiz, şekilsiz, mekansız ve mahlukatlara benzemeden mevcuttur. İmam Ahmed Er-Rifai şöyle buyuruyor:

مَكَانٍ بِوُجُودِهِ تَعَالَى بِلاَ كَيْفٍ وَلا غَايَةُ الْمَعْرِفَةِ بِاللَّهِ الإِيقَانُ

Anlamı : "Allâh’ı hakkıyla tanımak, Allâh’ın, cisimsiz, şekilsiz ve mekansız olarak mevcut olduğuna inanmaktır”.





Soru-8- :”أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللَّه Eşhedu en le ilêhe İllallah” Kelime-i Şahadeti’nin kısaca anlamı nedir ?



Cevap-8- : Dilim ile itiraf, kalbim ile itikad ediyorum ki, Allâh’tan başka hiç kimse tezellüle (ibadete) müstahak değildir. Yani insan alnını ibadet niyeti ile Allâh’tan başkasına yere koyup secde edemez. Her kim Allâh’tan başkasına bu niyetle secde ederse müşrik olur. Bazı insanların iddia ettikleri “Yardım dilemek, imdat dilemek ve tevessül şirktir.” Düşüncesi doğru değildir.İmam Takiyüddin Essubki şöyle buyuruyor:



اَلْعِبَادَةُ أَقْصَى غَايَةِ الْخُشُوعِ وَالْخُضُوع

Anlamı :” İbadet, huşunun ve saygının en üst mertebesidir”.



Soru-9- : Allâh hakkında “El-Vehid” demenin manası nedir ?



Cevap-9- : "El-Vehid" demenin manası Allâh birdir ilahlıkta şeriki yoktur ve ondan başka hiç kimse ibadete müstahak değildir. Allâh-u Teâlâ

“El-Bakarah” Sûresinin 163. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿ وَإِلـهُكُمْ إِلـهٌ وَاحِدٌ﴾



Allâh-u Teâlâ bu âyette, kendisi tek bir ilah olduğunu bildiriyor.




İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ekber” adlı kitabında şöyle buyuruyor:

وَاللَّهُ وَاحِدٌ لا مِنْ طَرِيقِ الْعَدَدِ وَلَكِنْ مِنْ طَرِيقِ أَنَّهُ لا شَرِيكَ له

Anlamı “Allâh birdir, ama sayı bakımından değil, O’nun şeriki olmaması bakımından birdir”.



Soru-10- : Allâh hakkında “El-Ehed” demenin manası nedir?



Cevap-10- : "El-Ehed" bazı âlimler dediler ki, "El-Vehid"in manasındadır, bazı âlimler de "El-Ehed" bölünmeyi kabul etmeyendir,yani cisim değildir,demişlerdir. Çünkü akla göre cisim, bölünmeyi kabul eder.






medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:15


Allâh-u Teâlâ “El-İĥlâs” Sûresinin 1. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾ ﴿ قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

Anlamı:”Allâh birdir,tektir”.



Allâh-u Teâlâ “Ez-Zuĥruf” Sûresinin 15. âyetinde kâfirlerin bozuk itikadını bildirerek şöyle buyuruyor:



﴾ ﴿ وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءاً

Anlamı:“Kâfirler, bazı kulların Allâh’tan bir parça olduğunu söylemişlerdir”.



İmam Ebu Hasenil Eşeeriy “En-Neveedir” adlı kitabında şöyle buyuruyor:







مَنِ اعْتَقَدَ أَنَّ اللَّهَ جِسْمٌ فَهُوَ غَيْرُ عَارِفٍ بِرَبِّهِ وَإِنَّهُ كَافِرٌ بِه

Anlamı: “Her kim Allâh’ın cisim olduğuna itikad ederse, o, Rabbini tanımamıştır, ve Rabbine karşı kâfir olmuştur”.



Soru-11- : Allâh hakkında “El-Evvel ve El-Kadim” denildiğinde ne manaya gelir ?





Cevap-11- : "El-Evvel" yani varlığının başlangıcı yoktur. Bu mana ile yalnızca Allâh evveldir ve ilktir. Allâh-u Teâlâ “El-Hadid” Sûresinin 3. âyetinde şöyle buyuruyor:



هُوَ الأَوَّلُ وَالآخِرُ ﴿
Anlamı :”O(Allâh), ilktir (başlangıcı yoktur) ve sondur (sonu yoktur)”.



Yani ezeli ve ebedi olan yalnızca Allâh’tır. Allâh-u Teâlâ’ya "El-Kadim"dır demek aynı manaya, yani ilktir manasına gelir. Bütün İslâm âlimleri Allâh`a” El-Kadim” demenin caiz olduğuna ittifak etmişlerdir. Bunu İmam Murtada Ezzebiydi “İthaf Es-Sedel Muttakin Şerh İhya Ulumiddin” adlı kitabında zikretmiştir.



Soru-12- : Allâh hakkında “El-Hey” demenin manası nedir?



Cevap-12- : Allâh-u Teâlâ hakkında "El-Hey" demek, ezeli ve ebedi bir hayatla mevsuf olduğu anlamına gelir. Allâh’ın ruha, kana ve ete ihtiyacı yoktur. Allâh-u Teâlâ “El-Bakarah” Sûresinin 255. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴿ اللَّهُ لا إِلهَ إِلا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ﴾

Anlamı :” Ezeli ve ebedi hayat ile mevsuf olan, hiç kimseye muhtaç olmayan, Allâh’tan başka ilah yoktur”.






Allâh-u Teâlâ “El-Furkân” Sûresinin 58. âyetinde ise şöyle buyuruyor:

﴾ ﴿ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لا يَمُوتُ

Allâh-u Teâlâ ,ezeli ve ebedi hayat ile mevsuf olupta ölmeyene tevekkül etmemizi emrediyor.



Soru-13- : Allâh hakkında “El-Kayyum” demenin manası nedir?



Cevap-13- : Bazı âlimler dediler ki; "El- Kayyum" daim olan ve ölmeyendir. Bazıları da dedi ki;” Hiç kimseye muhtaç olmayandır.”



Soru-14- : Allâh hakkında “Ed-De’im” demenin manası nedir?



Cevap-14- : "Ed-De’im" demek fani olmayan ve ölmeyen demektir. Bu mana ile yalnızca Allâh daimdir kalıcıdır. Fani olmak akla göre Allâh-u Teâlâ hakkında imkansızdır. Allâh-u Teâlâ’nın devamlılıkta şeriki yoktur. Allâh zatı ile daimdir. Başkası Allâh’a bunu var etmemiştir. Ama Allâh’tan başka şeylerin daim kalmaları Cennet, Cehennem gibi bunlar zatları bakımından daim değillerdir. Allâh onların daim, kalıcı olmalarını istediği için onlar kalıcıdır, fani olmazlar.



Soru-15-: “El-Hâlık” kelimesinin manası nedir ?



Cevap-15-: "El-Hâlık" kelimesinin manası bütün yaratıkları tekvin edip yoktan var etti. Bu mana ile yalnızca Allâh yaratandır.



Allâh-u Teâlâ “Fatır” Sûresinin 3. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴾ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ ﴿

Anlamı : “Allâh’tan başka yaratıcı yoktur”.



Soru - 16 - Allâh hakkında “Er-Razık” demenin manası nedir ?






Cevap-16- "Er-Razık"ın manası; kullarına rızklarını ulaştırandır. Rızk ise haram dahi olsa fayda veren herşeydir.



Allâh-u Teâlâ ``Hud`` Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿ وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِى الأَرْضِ إِلا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا ﴾

Anlamı : “Yeryüzünde ne kadar canlı varsa onların rızklarını Allâh verir”.





Soru -17- Allâh hakkında “El-Âlim” demenin manası nedir?



Cevap-17- “Âlim’in” manası ; Allâh-u Teâlâ ezeli, ebedi ve değişmeyen bir ilimle mevsuftur. Her şeyi meydana gelmeden önce bilir.





Allâh-u Teâlâ “El-En^âm” Sûresinin 59. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لا يَعْلَمُهَآ إِلا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ و الْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلا يَعْلَمُهَا وَلاحَبَّةٍ فِى ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلا رَطْبٍ وَلا يَابِسٍ إِلا فِى كِتاَ بٍ مُّبِينٍ ﴾

Anlamı :”Gaybın anahtarları Allâh nezdindedir. Onları ancak O bilir. O, karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi de bilir yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır”.



Soru -18- : Allâh hakkında “El-Kâdir” demenin manası nedir ?



Cevap-18- : “El-Kâdir”in manası; kudretle mevsuf demektir. Bu sıfat ezeli ve ebedidir.Allâh-u Teâlâ bu sıfatla varlığı ve yokluğu caiz olan her şeyde




tesir eder. Allâh`ın kudreti Vecibulvucud ve varlığı imkansız olan şeylerle alakalı değildir.Allâh-u Teâlâ “Eli-İmrân” Sûresinin 29. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾ ﴿ وَيَعْلَمُ مَا فِى السَّمَاوَاتِ وَمَا فِى الأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلّ شَىءٍ قَدِيرٌAnlamı : “Allâh, göklerde ve yerde olanları bilir. Allâh her şeye kâdirdir”.





Soru-19- Aklın hükmü kaç kısma ayrılır ?



Cevap-19- Aklın hükmü 3`e ayrılır.



1- Aklen vacip olan; Allâh ve sıfatlarının fani olmasının düşünülmemesi demektir.

2- Aklen mustahil olan; akılda olması imkansız olan demektir. Yani akıl Allâh’ın şeriki olmasını kabul etmez.

3- Aklen caiz olan; akılda bir anda varlığı, bir anda da yokluğu düşünülen şeylerdir, yaratılan tüm varlıklardır.



Soru-20- : Allâh hakkında “dilediğini yapan” demenin manası nedir?



Cevap-20- : Dilediğini yapan demenin manası; Allâh-u Teâlâ dilediği her şeyi yaratmaya kâdirdir. Allâh-u Teâlâ`yı hiç bir şey aciz kılamaz, kimse O’na engel olamaz ve Allâh’ın başkasının yardımına ihtiyacı yoktur.



Allâh-u Teâlâ “El-Bakarah” Sûresinin 253. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴾ ﴿ وَلَوْ شَآءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَكِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ

Anlamı : “Allâh dileseydi savaşmazlardı, lâkin Allâh istediğini yapar.”






Allâh-u Teâlâ "Hud" Sûresinin 107. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴿ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِما يُرِيدُ﴾

Anlamı : “Şüphesiz Allâh her istediğini yapar”.



Soru-21- :” اللَّهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ َماشَاء “ “Meşe’e Allâh-u kene veme lem yeşe’ lem yekun” kelamının manası nedir.?



Cevap-21- : Allâh’ın olmasını dilediği her şeyin dilediği vakitte mutlaka olması demektir. Bunda hayır ve şer, taât ve günah, küfür ve iman gibi durumlarda kavram aynıdır. Allâh`ın dilemesiyle olur. Allâh’ın olmasını dilemediği şey kesinlikle varlık âlemine gelmez, icat edilmez ve olmaz. Allâh-u Teâlâ’nın dileği ezeli ve ebedidir. Değişmez. Bu lafız Allâh Resulünden alınmıştır. Ebu Davud “Süneninde” Allâh Resulünün

َ اللَّهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ َماشَاء bu lafzı bazı kızlarına öğrettiğini zikretmiştir.



Soru - 22 - : “Lee havle vele kuvvete ille billeh”in manası nedir ?



Cevap - 22- : Allâh’ın koruması olmazsa Allâh’a karşı günahtan korunma

olmaz ve Allâh’ın yardımı olmazsa Allâh’a taat olmaz, yani ibadet yapılamaz. Bunun tefsirini, Ebu Ya^le’nin isnad-ı hasen’le İbnu Mesud’tan rivâyet ettiği hadisle Allâh Resulü’nün bu sözü teşvik ve terğib ettiği zikredilmiştir.



Soru-23- : Allâh-u Teâlâ “O’na yakışan kamil sıfatlarla mevsuftur.” “Kamil” kelimesi ne için “O’na yakışan” kelimesi ile bağlanmıştır ?



Cevap-23- : “Kamil” kelimesi “O’na yakışan” kelimesi ile bağlanmıştır. Çünkü kamil sıfatlar üç kısma ayrılır:

1- Allâh’a ve yaratıklara yakışan kamil sıfatlar. İlim sıfatı gibi.

2- Allâh’a yakışmayan ama yaratıklara yakışan kamil sıfatlar. Akıllı sıfatı gibi.

3- Allâh’a yakışan ama yaratıklara yakışmayan kamil sıfatlar.” El-Cabbar” sıfatı gibi. El Cabbar’ın Allâh hakkında manası mülkünde istemediği şey olamaz. İnsanlar hakkındaki manası ise zalim demektir.



medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:15


Soru - 24 - : Allâh’a “yakışmayan eksiklerden tenzih etme” hakkında bilgi veriniz.



Cevap -24- : Allâh-u Teâlâ kendi zatıyla ilgili kamil sıfatlarla mevsuftur. O’nun hakkında kendisine yakışmayan cehalet, güçsüzlük, acizlik, yer edinmek,taşınmak, renk ve cisim gibi varlıklardan münezzehtir. Hicri 321 yılında vefat eden İmam Ebu Cafer Et-Tahavi şöyle buyuruyor:



تَعَالَى (اللَّه) عَنِ الْحُدُودِ وَالْغَايَاتِ وَالأَرْكَانِ وَالأَعْضَاءِ وَالأَدَوَاتِ، لا تَحْوِيهِ الْجِهَاتُ السِّتُّ كَسَائِرِ الْمُبْتَدَعَاتِ Anlamı:”Allâh-u Teâlâ cisimlerden, nihayetlerden, kenarlardan, büyük ve küçük organlardan münezzehtir. Altı yön kendisini diğer varlıkları kapsadığı gibi kapsamaz”.



Yani Allâh için cisim demek caiz değildir. Öyleyse Allâh oturuyor olmaktan da münezzehtir. Çünkü oturma ile muttasıf olanın cisim veya sınırlı olması gerek. İmam Ali şöyle buyuruyor:



إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْعَرْشَ إِظْهَارًا لِقُدْرَتِهِ وَلَمْ يَتَّخِذْهُ مَكَاناً لِذَاتِهِ Anlamı : “Allâh-u Teâlâ Arş-ı, kendisinin kudretini ve azametini göstermek için yaratmıştır, kendisine mekan edinmek için değil”.



Bu sözü, İmam Ebu Mansur El-Bağdadi “Elferku Beynel Firak” adlı kitabında, Allâh’ın mekansız ve sınırsız olduğunu âlimlerin icma-ını zikrettikten sonra nakletmiştir.



Soru -25 - : Allâh-u Teâlâ “Eş-Şurâ” Sûresinin 11. âyetinde şöyle buyuruyor: ﴾ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىءٌ ﴿ Bu âyetin anlamı nedir ?



Cevap 25 - : Allâh-u Teâlâ latif (hava, ruh, nur, Melekler ve cinler gibi ) kesif (insanlar, hayvanlar, dağlar ve taşlar gibi ) yükseklik ve derinliklerin hiç birine benzemez.



Allâh-u Teâlâ “El-İĥlas” Sûresinin 4.âyetinde şöyle buyuruyor:

﴿ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدُ ﴾



Anlamı :” Hangi bakımdan olursa olsun Allâh’ın benzeri yoktur”.



İmam Zunnunil Misriyi ve İmam Ahmed (Allâh rahmet etsin) şöyle buyuruyorlar:

مَهْمَا تَصَوَّرْتَ بِبَالِكَ فَاللَّهُ بِخِلاَفِ ذَلِكَ

Anlamı :“Allâh-u Teâlâ, akla ve hayale gelen şeylerin hiçbirine benzemez”.





İmam Ebu Cafer Et-Tahavi “Akidesi”nde şöyle buyuruyor:






وَمَنْ وَصَفَ اللَّهَ بِمَعْنىً مِنْ مَعَانِي الْبَشَرِ فَقَدْ كَفَرَ

Anlamı :” Kim Allâh’ı insanlara kullanılan sıfatlardan bir sıfat ile vasfederse küfre düşmüş olur”.




Soru -26 : Allâh’ın “Semi^ ve Bašir” sıfatları hakkında bilgi veriniz.



Cevap -26-: Allâh-u Teâlâ “Eş-Şurâ” Sûresinin 11. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِير ﴿



Anlamı : “Hiç bir şey O’na benzemez. O, işiten ve görendir”.



Allâh-u Teâlâ önce zatının hiç bir şeye benzemediğini sonra işiten ve gören olduğunu bu âyette zikretmiştir. Bu da, Allâh`ın işitmesinin mahlukatların işitmesine benzemediğine işarettir. Görmesi de mahlukatların görmesine benzemez. Öyleyse Allâh-u Teâlâ’nın bütün sıfatları yarattığı mahlukatların sıfatlarına benzemez. Allâh-u Teâlâ bütün duyulanları kulak ve başka bir şeye ihtiyacı olmaksızın duyar. Her şeyi ışık, göz, pırıltı ve başka aletler olmaksızın görür.



Soru - 27 - : Müellifin "O(Allâh), El-Kadimdir (ezelidir), geriye kalan her şeyin başlangıcı vardır. O(Allâh), yaratandır, Ondan başka her şey yaratılmıştır” kelamını açıklayınız.



Cevap - 27 - : Sadece Allâh-u Teâlâ “El-Kadîm’dir”yani Allâh’ın varlığı ezelidir, başlangıcı yoktur. Allâh’tan başka her şeyin başlangıcının olduğuna itikad etmek farzdır. Varlık alemine giren herşey zerreden arşa kadar, kulların hareketlerini ve akıllarına gelen her şeyi Allâh yaratmıştır. Allâh’tan başka kimse yaratmamıştır. Varlık alemine gelen her şey Allâh’ın kuvveti, iradesi, takdiri ve ezeli olan ilmiyledir.







Allâh-u Teâlâ “El-Furkân” Sûresinin 2. âyetinde şöyle buyuruyor:

َخَلَقَ كُلَّ شَىءٍ ﴾ ﴿

Anlamı : “O, (Allâh), her şeyi yaratmıştır”.





İmam Nesefi şöyle buyuruyor:

فَإِذَا ضَرَبَ إِنْسَانٌ زُجَاجًا بِحَجَرٍ فَكَسَرَهُ فَالضَّرْبُ وَالْكَسْرُ وَالاِنْكِسَارُ بِخَلْقِ

اللَّهِ تَعَالَى

Anlamı : ”Bir insan, cama taş atar ve camı kırarsa, vuruş, kırış ve kırılışı Allâh yaratmıştır”.



Soru-28 : Allâh-u Teâlâ’nın “El-Kelâm” sıfatı hakkında bilgi veriniz.



Cevap-28-: İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ebsat” adlı kitabında şöyle buyuruyor:

وَيَتَكَلَّمُ لا كَكَلاَمِنَا، نَحْنُ نَتَكَلَّمُ بِالآلاتِ مِنَ الْمَخَارِجِ وَالْحُرُوفِ وَاللَّهُ مُتَكَلِّمٌ بِلاَ ءَالَةٍ وَلا حَرْفٍ





Anlamı :” O(Allâh), tekellüm eder, fakat bizim kelamımız gibi değil, biz mahreçlerden, aletler ve harfler vasıtasıyla konuşuruz. Allâh aletsiz ve harfsiz tekellüm eder”.



Allâh’ın tekellüm ettiği kelam, bizim kelamımıza benzemez. O’nun kelamının başlangıcı ve sonu yoktur. Kelamında ne duruş ne de kesinti olur. Çünkü kelamı ne harf ne de sestir. Muhakkak ki, Allâh’ın kelamı kendisine
ezeli ve ebedi has bir sıfattır. Yaratılmışların kelamına benzemez.” Allâh-u Teâlâ “ En-Nisê’ ” Sûresinin 164. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴾ ﴿ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا

Anlamı :” Allâh-u Teâlâ, kendi kelamıyla Musa’ya tekellüm etti”.



Soru-29- : Müellifin "Allâh-u Teâlâ’nın zatı, sıfatları ve fiilleri mahlukatlarınkine benzemez." Kelamını açıklayınız.





Cevap-29- : Allâh’ın Zatı yaratılmışların zatına benzemez, Allâh’ın sıfatları yaratılmışların sıfatlarına benzemez ve Allâh’ın fiilleri yaratılmışların fiillerine benzemez. Allâh’ın fiili ezeli ve ebedidir. Meful ise sonradan yaratılmıştır. Allâh-u Teâlâ “En-Nahl” Sûresinin 60.âyetinde şöyle buyuruyor :

﴾ ﴿ وَللَّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَى

Anlamı : “En yüce sıfatlar Allâh’ındır”.



İmam Ebu Hanife ve İmam Buĥari bu konuyla ilgili şöyle buyurmuşlar:

فِعْلُهُ تَعَالَى صِفَةٌ لَهُ فِي الأَزَلِ وَالْمَفْعُولُ حَادِثٌ

Anlamı :”Allâh-u Teâlâ`nın fiili kendisine has, ezeli bir sıfattır. Meful(yaratık) ise sonradan yaratılmıştır”.



Soru-30-: Müellifin “Allâh, zâlimlerin dediklerinden münezzehtir.” Kelamını açıklayınız.



Cevap-30-: Subhanehu ve Teâlâ’nın manası, “ Allâh-u Teâlây’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz”. Muhakkak ki, O, Tebareke ve Teâlâ zâlimlerin yani kâfirlerin dediklerinden münezzehtir . Çünkü küfür zulmün en yüksek mertebesidir, en büyüğü ve en şiddetlisidir. Allâh-u Teâlâ ‘El-Bakarah’ Sûresinin 254. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴾ ﴿ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Anlamı :”Kâfirler, zâlimlerin ta kendileridir”.



Soru-31-: Âlimler; "Allâh-u Teâlâ’nın bilinmesi farz-ı ayn olan 13 tane sıfatı vardır." demişlerdir. Bunlar hangileridir ?



Cevap-31-: farz-ı ayn olan, Allâh’ın 13 tane sıfatını bilmek farzdır. Bunlar Kuran-ı Kerim de lafzen ya da manen zikredilmiştir. Bu sıfatlar şunlardır:





1- El-Vucud ( الْوُجُودُ ) 2- El-Vehdêniyyeh ( الْوَحْدَانِيَّة ُ)

3- El-Kıdem ( الْقِدَمُ ) 4- El-Bekâ’ ( الْبَقَاء ُ)

5- El-Kıyemu Binnefs (الْقِيَامُ بِالنَّفْس ِ) 6- El-Kudrah (الْقُدْرَة ُ)

7- El-İradeh ( الإرَادَةُ) 8- El-İlm (الْعِلْم ُ)

9- Es-Sem^ ( السَّمْعُ ) 10- El-Bašar ( الْبَصَر ُ)

11- El-Hayêt ( الحَيَاة ُ) 12- El-Kelâm ( الْكَلامُ)

13- El-Muhâlefetu lil Havêdisِ ) ( الْمُخَالَفَة ُلِلْحَوَادِث





Soru-32- : Allâh’ın sıfatlarının ezeli olmasını açıklayınız.



Cevap-32-: Allâh’ın Zatı ezeli olduğu gibi sıfatları da ezelidir. Allâh’ın Zatı ezeli olduğundan muhakkak ki sıfatlarının da ezeli olması gerekir. Sıfatları yaratılmış olsaydı,o zaman zatı da yaratılmış olurdu.



İmam Ebu Hanife “El Fıkhıl Ebsat” adlı kitabında şöyle buyuruyor:



فَصِفَاتُهُ غَيْرُ مَخْلُوقَةٍ وَلا مُحْدَثَةٍ، وَالتَّغَيُّرُ وَالاِخْتِلافُ فِي الأَحْوَالِ يَحْدُثُ فِي الْمُخْلُوقِينَ، وَمَنْ قَالَ إِنَّـهَا مُحْدَثَةٌ أَوْ مَخْلُوقَةٌ أَوْ تَوَقَّفَ فِيهَا أَوْ شَكَّ فِيهَا فَهُوَ كَافِرٌ



Anlamı :”Allâh-u Teâlâ’nın sıfatları yaratılmış değildir. Sonradan olma da değildir. Yaratılmışlarda olan değişme ve ihtilafa uğrama gibi durumlardan münezzehtir. Kim Allâh’ın sıfatları hakkında sonradan olmuştur veya yaratılmıştır derse veya onda duraklarsa ( yani “yaratılmıştır veya yaratılmamıştır demem”gibi ) veya şüphe ederse kâfir olur”.





medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:16


Soru-33-: “Şahadet ederim ki, Muhammed Allâh’ın Resulüdür.” Şahadet’in bu ikinci kısmının anlamı nedir ?

Cevap-33-: Bu Şahadet’in anlamı: dilimle itiraf ve kalbimle itikat ediyorum ki, Efendimiz olan Muhammed, şeriatına iman edip kendisine tâbi olsunlar diye bütün âlemlere, cinlere ve insanlara Allâh’ın emriyle Resul olarak gönderilmiştir. Allâh’tan tebliğ ettiği bütün konularda sadıktır. Allâh-u Teâlâ “El-Furkân” Sûresinin 1. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾﴿ تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا


Anlamı: “Kuran’ı bütün âlemlere, cinlere ve insanlara uyarıcı olsun diye kuluna indiren Allâh’ın şanı, ne yücedir”.

Soru-34-: Peygamberimizin neslini, kabilesini, nerede doğduğunu, nerede vefat ettiğini ve nerede defnedildiğini anlatınız ?

Cevap-34-: O, Muhammed bin Abdullâh bin Abdulmuttalip bin Heşim bin Abdimenef El-Kurayşidir. Kurayş kabilesindendir. Rabiul Evvel ayının 12. gecesinde Mekke’de doğdu. Mekke’de 40 yaşında iken vahiy ile nübüvvet (peygamberlik) geldi. Vahyin gelişinden 13 sene sonra Medine’ ye hicret etti ve orada 10 sene kaldı. Daha sonra vefat etti. Medine Münevvere’de Mü’minlerin annesi Aişe´nin evinde defnedildi. Vefat ettiği yerde defnedilmiştir.

Soru-35-: Şahadetin ikinci kısmının açıklamasında müellifin “Allâh’tan haber verdiği bütün konularda sadıktır.” sözünü açıklayınız.

Cevap-35-: Peygamber Efendimizin ister geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin hayatları, ilk yaratılmış olan şey, dünya ve ahirette meydana gelecek olaylar hakkında olsun; isterse kulların bazı fiillerinin ve sözlerinin helal veya haram kılınması gibi konular hakkında olsun; Allâh’tan haber verdiği her konuda sadık olduğuna iman etmek farzdır.Allâh-u Teâlâ “En-Necim” Sûresinin 3. ve 4. âyetlerinde Muhammed hakkında şöyle buyuruyor:



﴾﴿وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى


Anlamı:“ O (Muhammed), kendi görüşüyle değil, ancak O’na vahyedilen şeyleri konuşur.”

Soru-36-: “Kabir azabı” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-36-: Kabir azabına iman etmek farzdır. Mükellef olan kâfir, tövbe etmeden yani Kelime-i Şahadeti getirmeden ölürse, kabirde azap çekecektir. Kabirdeki azapların bazıları, günün başlangıcında ve sonunda günde iki defa Cehenneme arzolunmak, kabrin daraltılıp kaburga kemiklerinin birbirine girecek şekilde sıkıştırılması, Münker ve Nekir denen iki Meleğin ona demirden bir balyoz ile iki kulağının arasına vurmalarıdır. Bundan başka azaplar da görecektir. Günahlarından tövbe etmeden ölen günahkar Müslümanlardan bazilari kabirlerinde kâfirlerin gördükleri azaptan daha az bir azap göreceklerdir.
Her kim kabir azabını inkar ederse kâfir olur.

Allâh-u Teâlâ “Ğafir” (Mü’min) Sûresinin 46. âyetinde şöyle buyuruyor:



النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا﴿



﴾ ءَالَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَاب

Anlamı: “Onlar, (kabirlerinde) sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: "Firavun’a tabi olanları azabın en şiddetlisine tıkın!" (denilecektir).”

İmam Buĥari ve İmam Müslim’in “Enesten” rivâyet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:






إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ وَإِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهم إِذَا انصَرَفُوا أَتَاهُ مَلَكَانِ فَيُقْعِدَانِهِ فَيَقُولانِ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ مُحَمَّد؟ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ فَيَقُولُ: أَشْهَدُ أَنَّهُ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ، فَيُقَالُ لَهُ: اُنْظُرْ إِلَى مَقْعَدِكَ مِنَ النَّارِ أَبْدَلَكَ اللَّهُ بِهِ مَقْعَداً مِنَ الْجَنَّةِ، فَيَرَاهُمَا جَمِيعاً، وَأَمَّا الْكَافِرُ أَوِ الْمُنَافِقُ فَيَقُولُ: لا أَدْرِي كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ فِيهِ، فَيُقَالُ: لا دَرَيْتَ وَلا تَلَيْتَ، ثُمَّ يُضْرَبُ بِمِطْرَقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ بَيْنَ أُذُنَيْهِ فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا مِنْ يَلِيهِ إِلا الثَّقَلَيْنِ


Anlamı:“ Kul mezara konulduktan sonra onu defneden cemaatin ayak seslerini mezardan ayrılırlarken duyar. Ondan sonra iki Melek gelip onu oturtup sorarlar: “Muhammed adındaki adam hakkında ne diyordun?” Mü’min olan der ki “Şahadet ederim ki O, Allâh’ın kulu ve Resulü’dür”. Ona “Cehennemdeki yerine bak Allâh sana Cennette bir yerle onu değiştirmiştir” derler. Kul iki yeri de görür. Kâfir veya münafık ise der ki “Bilmiyorum, insanlar onun hakkında ne söylüyorlarsa ben de aynısını söylüyordum”. Ona “Muhakkak ki bilmiyorsun” derler. Ondan sonra iki kulağı arasına balyozla vurulur, öyle bir bağırır ki insanlar ve cinler hariç bütün mahlukatlar bu bağırışı duyar”.

Düzenleyen medahms - 07-Ocak-2008 Saat 14:25

medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:18


Soru-37-: “Kabrin nimetleri” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-37-: Kabrin nimetlerine iman etmek farzdır. Peygamberimiz bu nimetlerden bahsetmiştir. Takva sahibi Mü’minler için kabir yetmiş zira enine ve boyuna genişler. Allâh yolunda şehit düşüp şehit mertebesine ulaşan insanlar için de Allâh’ın izni ile kabir genişler ve kabir dolunay gecesindeki ayın nuruna benzeyen bir nurla nurlandırılır. Cennetin kokusunu alma gibi bundan başka kabir nimetleri vardır.
İmam İbn-u Hibben’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:


إِذَا قُبِرَ الميِّتُ أو الإنسانُ أتاهُ ملكانِ أسودانِ أزر قانِ يقالُ لأحدِهما: منكرٌ، وللآخرِ: نكيرٌ، فيقولانِ لهُ: ما كنتَ تقولُ في هذَا الرجلِ محمدٍ، فهوَ قائلٌ ما كانَ يقولُ، فإنْ كانَ مُؤمِنًا قالَ: هُو عبدُ اللَّه وَرَسُولُهُ أَشْهَدُ أَن لا إِلَه إلا اللَّهُ وأَشْهَدُ أنَّ محمدًا عبدُهُ ورسولُهُ، فَيقُولانِ لَهُ إنْ كُنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّكَ لَتَقُولُ ذلكَ، ثم يفسحُ لَهُ في قَبْرِهِ سبعُونَ ذرَاعًا، ويُنَوَّرُ لَهُ فيهِ، فيقَالُ لَهُ: نَمْ فيَنامُ كَنوْمِ الْعَرُوسِ الَّذِي لا يُوقِظُهُ إِلا أَحَبُّ أَهْلِهِ، حَتى يبعثَهُ اللَّهُ منْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ

Anlamı:“ Ölü defnedildikten sonra ona, renkleri siyah ve mavi karışımında olan; birisine Münker diğerine Nekir denilen iki melek gelir. Ve ölüye derler ki; “Muhammed adındaki bu adam hakkında ne diyordun?” Kişi, dünyada iken ne söylemişse aynısını kabirde de söyler. Mü’min ise der ki; “O, Allâh’ın kulu ve Resulüdür. Şahadet ederim ki, Allâh’tan başka ilah yoktur. Ve yine Şahadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür”. Ona; “Böyle söyleyeceğini biliyorduk!” derler. Daha sonra kabri aydınlatılır ve kabri 70 zira uzunluğunda ve 70 zira genişliğinde olur. Sonra ona “Uyu!” derler. Kişi öyle rahat ve güzel uyur ki, kıyamet gününde, gerdek gecesinden sonra ehlinden en sevdiği kişi tarafından uyandırılır gibi, rahat ve mutlu bir şekilde hesaba kalkar”.

Soru-38-: “Münker ve Nekir" adlı meleklerin sordukları soru hakkında bilgi veriniz.

Cevap-38-: "Münker ve Nekir" adlı meleklerin soru soracaklarına iman etmek farzdır. Soru, davet ümmetinden olan Mü’minlere ve kâfirlere sorulacaktır. Allâh ’u Teala Kamil Mü’mini, bu meleklerin korkutucu şekillerine karşı güçlü kılar. Kamil Mü’min; Meleklerin sualinden ve korkutucu olan şekillerinden korkmaz. Zira bu melekler, hadiste varid olduğu gibi siyah ve mavidirler.

Bu meleklerin soru soracağı kişilerden; buluğ çağına varmadan ölen çocuklar, savaşta şehit düşenler ve Peygamberler müstesnadır.

Soru-39-: “El-Be’as” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-39-: "El-Be’as" ( dirilme ); ölü kişiler, toprağın cesetlerini yediği kısım insanlardan ise; toprağın yemiş olduğu cesetlerinin onlara geri verilmesinden sonra tekrar dirilmeleridir. Peygamberler, savaş şehitleri ve bazı büyük evliyaların cesetlerini toprak yemez.

Allâh-u Teâlâ “El-Hac” Sûresinin 7. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴿
وَأَنَّ السَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ لا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِي الْقُبُور


Anlamı:“ Muhakkak ki, Kıyamet gelecektir. Bundan hiç şüphe yoktur. Allâh, kabirlerde olan bütün kişileri diriltecektir”.

Soru-40-: “El-Haşr” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-40-: "El-Haşr" kişinin kabrinden kalkıp, hesap sahasına gitmesine denir. Haşrolunanlar üç şekilde haşrolunacaktır:

1- Giyinmiş, merkebe binmiş, karnı tok. Bunlar muttakilerdir.
2-Çırılçıplak bir şekilde hesaba gidenler. Bunlar da
fasıklardır(büyük günahkârlardır).
3- Çırılçıplak bir şekilde yüz üstü sürünenler. Bunlar ise
kâfirlerdir.

İnsanlar, hayvanlar ve cinler haşredileceklerdir. İnsanlar ve cinler, ya Cennet’e ya da Cehennem’e giderler. Hayvanlar ise birbirlerinden haklarını aldıktan sonra toprak olacaklardır.


Allâh-u Teâlâ “El-Bakara” Sûresinin 203. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾﴿وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Allâh-u Teâlâ; O’ndan korkmamızı emrediyor ve hesaba haşr olunacağımızı ( toplanacağımızı) bildiriyor:

Allâh-u Teâlâ “ El-İsrâ’ ” Sûresinin 97. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾﴿وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا

Allâh-u Teâlâ; kâfirleri kıyamet gününde kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşredeceğini bildiriyor.

Allâh-u Teâlâ “Et-Tekvir” Sûresinin 5. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾﴿وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

Anlamı:“Hayvanlar haşredildiğinde”…

medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:19


Soru-41-: “Kıyamet günü" hakkında bilgi veriniz.

Cevap-41-: "Kıyamet"; insanların kabirlerinden çıkıp, Cennet ehlinin Cennete; Cehennem ehlinin Cehenneme girmesidir. Kıyamet gününün süresi 50 bin yıl kadardır. İmanı kamil olan insan için, yani farzları eda edip, haramlardan kaçınan kişi için iki namaz arası süre kadardır.

Allâh-u Teâlâ “El-Mâric” Sûresinin 4. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾﴿فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

Anlamı: “Öyle bir gün ki, bunun müddeti 50 bin senedir”. Soru-42-: “El-Hisab” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-42-: "El-Hisab"; kullara amellerinin sunulması ve kitapları verildikten sonra dünyada yapmış olduklarından hesap sorulmasıdır. Bu kitaplar, sevapları yazan Rakib ile günahları yazan Atid’in, insanların dünyadaki amellerini yazmış olduğu kitaplardır. Mü’min kitabını sağ eliyle, kâfir ise kitabını arkadan sol eliyle alır. Allâh-u Teâlâ “El-İnşikâk” Sûresinin 7.8.9.10.11. ve 12. âyetlerinde şöyle buyuruyor:



﴿فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَسَوْف يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا وَيَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَآءَ ظَهْرِهِ فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُورًا وَيَصْلَى سَعِيرًا ﴾

Anlamı: “ Kimin kitabı sağından verilirse kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçli olarak Cennet ehline katılacaktır. Kimin kitabı arkasından verilirse, o kişi derhal yok olmayı isteyecek ve alevli ateşe girecektir”.

Soru-43-: “Sevap ve Azap” hakkında bilgi veriniz.
Cevap-43-: "Sevap"; Mü’minin dünyada iken yaptığı iyi amellerden dolayı Ahiret`te alacağı mükafaattır. "Azap" ise; insanın yaptığı kötü amellerden dolayı, göreceği hoşnut olunmayacak şeylerdir.

Soru-44-: “Mizan” (terazi) hakkında bilgi veriniz.

Cevap-44-: "Mizan"a, yani teraziye iman etmek farzdır. Terazi; amellerin tartıldığı, ortasında bir direk olan ve iki kefeden oluşan büyük bir cisimdir.

Allâh-u Teâlâ “El-Eărâf” Sûresinin 8. âyetinde şöyle buyuruyor:

﴾﴿
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقّ



Anlamı : “O günde tartı haktır”.

Kâfirin sevabı olmadığı için bütün günahları bir kefeye konulur. Ancak, Mü’minin sevapları bir kefeye, günahları da diğer kefeye konulur. Eğer sevapları günahlarından daha ağır gelirse; o kişi azap görmeden Cennete girer. Eğer günahları sevaplarından daha ağır gelirse; o kişinin durumu Allâh’ın Meşi`eti altındadır; Allah o kişiyi dilerse affeder, dilerse o kişi (Cehennemde) azap çektikten sonra onu Cennete girdirir.

Allâh-u Teâlâ “El-Kariăh” Sûresinin 6.7.8. ve 9. âyetlerinde şöyle buyuruyor:


فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ﴿

﴾مَوَازِينُهُ فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ

Anlamı:“ O gün kimin tartılan ameli ağır (hayırlı) gelirse, işte o hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Ameli hafif (kötü) olana gelince, onun yeriHaviye’dir”. Yani Cehennem`dir.

Soru-45-: “Cehennem” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-45-: "Cehennem"in yaratılmış olduğuna ve şu anda var olduğuna iman etmek farzdır.

Allâh-u Teâlâ “El-Bakara” Sûresinin 24. âyetinde, Cehennem hakkında şöyle buyuruyor:


﴾أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ﴿

Anlamı: “Kâfirler için hazırlanmıştır”…



Cehennem; Allâh’ın yarattığı en şiddetli ve en kuvvetli ateştir.Bulunduğu yer, yedinci yerin altındadır ve o sonsuz bir şekilde var olacaktır.

Allâh-u Teâlâ “El-Ahzêb” Sûresinin 64. ve 65. âyetlerinde şöyle buyuruyor:


﴿إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا خَالِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا لا يَجِدُونَ

﴾ وَلِيًّا وَلا نَصِيرًا


Anlamı: “ Muhakkak ki, Allâh kâfirlere lanet etmiş ( kâfirlere rahmet etmez) ve onlara çok şiddetli bir ateş hazırlamıştır. Ebedi olarak içinde kalacaklar, orada ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır”.

Soru-46-: “El-Sırat” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-46-: "El-Sırat"; Cehennem üzerinde bulunan ve insanların üzerinden geçeceği bir köprüdür. Bunun bir tarafı haşrolunan yerde, diğer tarafı ise Cehennemi aşıp Cennete yakın bir yerdedir. İnsanlar sırat köprüsünden geçerler. Mü’minlerin bir kısmı; sırata basmadan uçarak geçerler; bir kısmı sırata basarak geçerler; bir kısmı da bu köprüden Cehenneme düşerler. Bunlardan bir kısmını ise Allâh Cehenneme düşmekten kurtaracaktır. Ancak kâfirlerin hepsi Cehenneme düşeceklerdir. Allâh-u Teâlâ “Meryem” Sûresinin 71. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾﴿وإِنْ مِّنْكُمْ إِلا وَارِدُهَا

Allâh-u Teâlâ, herkesin Cehennemin üzerinden geçeceğini bildiriyor. (Bu Ayet-i Kerimdeki geçmek anlamına gelen kelimedeki geçmek iki şekildedir.Biri; üzerinden (havasından) geçmek; diğeri ise içine düşmek anlamını taşır.)





Soru-47-: “El-Havd” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-47-: "El-Havd"; Allâh’ın, Cennet ehli için hazırladığı bir havuzdur. Cennet ehli, Cennete girmeden önce bu havuzdan içerler ve bir daha kesinlikle susamazlar. Her Peygamberin, ümmeti için bir havuzu vardır. Bu havuzların en büyüğü içine Kevser suyunun aktığı Peygamberimizin havuzudur. O havuzda, semadaki yıldızların sayısı kadar taslar vardır. İçlerine Cennet suyundan doldurulur.

Soru-48-: “Şefaat” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-48-: "Şefaat"; bir başkasından, bir başkası için hayır istemektir. Şefaat, sadece Müslümanlara mahsustur. Peygamberler, ilimleri ile amel eden âlimler, şehitler ve bazı melekler şefaat ederler. Kâfirlere kıyamet gününde şefaat yoktur.
İmam Hâkim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:


“شَفَاعَتِي لأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِِي”


Anlamı:“ Şefaatim, ümmetimin büyük günahkârlarınadır”.


Allâh-u Teâlâ “El-Enbiyê’ ” Sûresinin 28. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾﴿وَلا يَشْفَعُونَ إِلا لِمَنِ ارْتَضَى


Anlamı: “Allâh’ın razı olduklarından başka, kimseye şefaat etmezler”.

Soru-49-: “Cennet" hakkında bilgi veriniz.

Cevap-49-: "Cennet"; Selamet yurdudur ve şu anda vardır. Allâh-u Teâlâ
“Ali-İmrân” Sûresinin 133. âyetinde şöyle buyuruyor:


وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ ﴿

﴾َ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِين


Allâh-u Teâlâ, Mü’minlere gökler ve yer genişliğinde muttakiler için hazırlanmış olan Cennete ve O’nun (Allah’ın)bağışına acele etmeyi emrediyor.

Cennet sonsuza dek var olacaktır. Allâh-u Teâlâ “ En-Nisê’ ” Sûresinin 13. âyetinde şöyle buyuruyor:


وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ﴿

﴾ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ


Anlamı:“ Kim Allâh’a ve Resulüne itaat ederse, Allâh, onu, altından ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır. Onlar orada devamlı kalıcıdırlar, işte büyük kurtuluş budur”.

Cennete girenlerin çoğu fakirlerdendir. İmam Buĥari’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:


“دَخَلْتُ الْجَنَّةَ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الْفُقَرَاءَ”


Anlamı: “Cennete girdim, Cennet ehlinin çoğunun fakirlerden olduğunu gördüm”.
Allâh-u Teâlâ onda (Cennette) hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin aklına gelmemiş güzellikler hazırlamıştır. İmam Buĥari’nin rivâyet ettiği Kudsi bir hadiste Peygamberimiz dedi ki, Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:



أَعْدَدْتُ لِعِبَادِيَ الصَّالِحِينَ مَا لا عَينٌ رَأَتْ وَلا أُذُنٌ سَمِعَتْ وَلا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَر"

Anlamı: “ Allâh, salih kulları için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin kalbine (aklına

medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:20


Soru-50-: “Allâh-u Teâlâ’nın Ahiret’te gözle görülmesinden bahsediniz.

Cevap-50-: Cennet ehlinin, Allâh’ı mekansız ve yönsüz göreceğine iman etmek farzdır. Mü’minler Allâh’ı, kendileri Cennette iken başlarındaki gözleri ile benzersiz, mekansız ve yönsüz olarak görürler. Allâh-u Teâlâ “El-Kıyêmeh” Sûresinin 22. ve 23. âyetlerinde şöyle buyuruyor:



﴾﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

Anlamı:“ Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rabbi`ne bakacaklardır”. (O’nu göreceklerdir).

İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:



إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَمَا تَرَوْنَ الْقَمَرَ لَيْلَةَ الْبَدْرِ لا تُضَامُونَ فِي رُؤْيَتِهِ

Anlamı:“ Siz, ayı, bedir gecesinde gördüğünüz gibi, Kıyamet gününde de Rabbinizi göreceksiniz ve O’nu (Allâh’ı) gördüğünüze şek ve şüpheniz olmayacaktır”.

Allâh Resulü, bu hadiste Rabbimizi dolunaya benzetmemiştir. Fakat buradaki kasıt; dolunay görüldüğünde, görülenin kesin olarak dolunay olduğu nasıl bilinirse, Allâh-u Teâlâ görüldüğünde de şek ve şüphe olmadan görünenin O (Allâh) olduğu öyle bilinir.

İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ekber” adlı kitabında şöyle buyuruyor





وَاللَّهُ تَعَالَى يُرَى فِي الآخِرَةِ، يَرَاهُ الْمُؤْمِنُونَ وَهُمْ فِي الْجَنَّةِ بِأَعْيُنِ رُءُوسِهُمْ بِلا تَشْبِيهٍ وَلا كَيْفِيَّةٍ وَلا كَمِّيَّةٍوَلا يَكُونُ بَيْنَه ُ وَبَيْنَ خَلْقِهِ مَسَافَةٌ


Anlamı:“ Allâh-u Teâlâ Ahirette görülür. Mü’minler O’nu, kendileri Cennette iken, başlarındaki gözleri ile hiç bir şeye benzetmeden, şekilsiz ve hacimsiz görürler. Allâh ile mahlûkatları arasında mesafe olmayacaktır.”

Soru-51-: “Meleklere iman” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-51-: "Meleklerin" mükerrem kullar olduklarına iman etmek farzdır. Melekler ne erkek ne de dişidirler. Yemek yemezler, içmezler, yatmazlar kısacası nefsani duygulardan uzaktırlar. Günah işlemeyip, Allâh’a isyan etmezler, Allâh’ın emrettiğini yaparlar. Allâh-u Teâlâ “Et-Tehrîm” Sûresinin 6. âyetinde şöyle buyuruyor:



عَلَيْهَا مَلآئِكَةٌ غِلاظٌ شِدَادٌ لا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا﴿



﴾َ يُؤْمَرُون

Anlamı:“Onun (Cehennemin) başında güçlü, kuvvetli ve Allâh’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan Melekler vardır”.

Her kim Melekler dişidir derse kâfir olur. Allâh-u Teâlâ “En-Necim” Sûresinin 27. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾﴿إِنَّ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلائِكَةَ تَسْمِيَةَ الأُنْثىَ


Anlamı: “Ancak Ahirete inanmayanlar, Meleklerin dişi olduklarını söylerler”.
Melekler; cinsel organları olmayacak şekildeerkeklerin kılığına girebilirler.



Soru-52-: “Peygamberlere iman” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-52-: Allâh’ın Resul olan ve Resul olmayan bütün Peygamberlerine iman etmek farzdır. Peygamberlerin ilki Âdem sonuncusu ise Muhammed’dir.

Allâh-u Teâlâ “El-Bakara” Sûresinin 285. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾لا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ﴿

Anlamı : “Peygamberler arasında hiç bir ayırım yoktur”.

Soru-53-: Resul olan Nebî ve Resul olmayan nebiy arasındaki fark nedir?

Cevap-53-: Resul olmayan nebi, kendisine yeni bir şeriat vahyedilmeyen, kendisinden bir önceki resulun şeriatıyla hükmetmesi emredilen peygamberdir. Resul ise kendisine yeni bir şeriat vahyedilen peygamberdir. Her ikisi de tebliğ etmekle emronulmuşlardır.

Allâh-u Teâlâ “El-Bakarah” Sûresinin 213. âyetinde şöyle buyuruyor:



﴾﴿كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِين


Anlamı: “İnsanlar bir tek ümmet idi, sonra, Allâh, müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebiler göndermiştir.”

Soru-54-: “Semavi kitaplara iman” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-54-: Allâh’ın Resullerine indirilen semavi kitaplara iman etmek farzdır. Semavi kitapların sayıları çoktur, en çok tanınanlar Kurân’ı kerim, Tevrat, İncil ve Zebur’dur.



Semavi kitapların sayısının, El-Şeyh Şemsuddin Er-Ramli’nin “Niheyetul Muhtec Fi Şerhil Minhec” adlı kitabında 104 olduğu zikredilmiştir.

Soru-55-: “Kaderin hayrına ve şerrine iman etmek” hakkında bilgi veriniz.

Cevap-55-: "Kaderin hayrına ve şerrine", yani şer ya da hayır olarak var olan her şeyin Allâh’ın ezeli takdiri ile olduğuna iman etmek farzdır. Kulların hayır amelleri Allâh’ın takdiri, sevgisi ve rızasıyladır. Kulların şer amelleri ise Allâh`ın takdiri iledir. Fakat Allâh şerri sevmez. İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:



"الايمَانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّه"

Anlamı:“İman Allâh’a, Meleklerine, Kitaplarına, Resullerine, Kıyamet Gününe ve Kaderin hayır ve şerrine iman etmektir”.

Soru-56-: Peygamberimizin daveti ile ilgili bazı konulardan bahsediniz.

Cevap-56-: Peygamber Efendimiz Muhammed’in davetine ve O’nun Peygamberlerin sonuncusu olduğuna iman etmek farzdır.

Allâh-u Teâlâ “El-Ehzêb” Sûresinin 40. âyetinde şöyle buyuruyor:


﴾وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ﴿

Anlamı: “Peygamberlerin sonuncusudur”.

İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:


“وَخُتِمَ بِيَ النَّبِيُّون ”

Anlamı: “Peygamberler benimle son buldu”.

Peygamber Efendimizin, Âdemoğullarının en üstünü olduğuna iman etmek farzdır. Âlimler bunda ittifak etmişlerdir. İmam Tirmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

“أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ ءَادَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلا فَخْر ”
Anlamı:“ Ben Kıyamet gününde Âdemoğullarının efendisiyim, övünmüş olmak için söylemiyorum”.

Soru-57-: Allâh’ın Peygamberlerine vermiş olduğu bazı sıfatlar hakkında bilgi veriniz.

Cevap-57-: Allâh, Peygamberleri, insanlara dünya ve Ahiret işlerini tebliğ etmek için göndermiştir. Onlar, insanların rehberleri ve önderleridirler. Bu yüzden Allâh, Peygamberlerini, onlara layık, yakışan, iyi sıfatlar ve iyi olan ahlak ile sıfatlandırdı. Bu sıfatlar doğruluk, güvenilirlik, zekilik, cesaret ve iffettir ( namuslu olmak).

Allâh-u Teâlâ “El-Enaâm” Sûresinin 86. âyetinde bazı Peygamberleri zikrettikten sonra şöyle buyuruyor:


﴾﴿وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ


Allâh-u Teâlâ,Peygamberleri bütün âlemlerden daha üstün kıldığını bildiriyor.
İmam Tirmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:



“مَا بَعَثَ اللَّهُ نَبِيًّا إِلا حَسَنَ الْوَجْهِ حَسَنَ الصَّوْتِ، وَإِنَّ نَبِيَّكُمْ أَحْسَنُهُمْ وَجْهًا وَأَحْسَنُهُمْ صَوْتًا”





Anlamı:“ Allâh, güzel yüzlü ve güzel sesli olmayan bir Peygamber göndermemiştir ve muhakkak ki, sizin Peygamberiniz onların en güzel yüzlü ve en güzel sesli olanıdır.”

Soru-58-: Allâh’ın Peygamberlerinde bulunması mümküm olmayan bazı sıfatlar hakkında bilgi veriniz.

Cevap-58-: Peygamberler, insanların rehberi ve kudvesi (önder) olduklarından dolayı, Allâh onları, onlara yakışan, iyi ve sevilen sıfatlarla güzelleştirmiştir. Aynı şekilde Allâh, onları, kötü ve sevilmeyen sıfatlardan masum kılmıştır. Allâh’ın Peygamberleri, yalan, hıyanet, rezalet
( namussuzluk), sefahat (zevk ve eğlenceye düşkünlük) ve kıymet düşürücü amellerden korunmuşturlar. Peygamberler, Peygamberlikten önce ve sonra küfürden, büyük ve kıymet düşürücü küçük günahlardan uzaktırlar. Bu günahlara asla düşmezler.

Soru-59-: Allâh-u Teâlâ "El-Enbiyê’ " Sûresinin 63. âyetinde İbrâhim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:

﴾بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَسْئَلُوهُمْ إِن كَانُوا يَنطِقُونَ﴿
Bu âyetin anlamı nedir?

Cevap-59-: Şek ve şüphe yoktur ki, Peygamberler yalan söylemekten masumdurlar. Bu âyette İbrâhim’in söylediklerinde yalan yoktur. Bu mecazi yönden hak ve doğrudur. Çünkü İbrâhim aleyhisselamın, küçük putları kırmasına sebep olan büyük puttur. Bu puta çok değer verdiklerinden dolayı, fiilin isnadı büyüğe mecazi bir isnat olur, bunda yalan yoktur.

Soru-60-: İbrâhim aleyhisselam, yıldızı görünce “هَذَا رَبِّى “ “Bu benim Rabbim(!)” demesinin manası nedir?




Cevap-60-: Peygamberler, Peygamberlikten önce de, sonra da küfre düşmekten masumdurlar. İbrâhim aleyhisselam ayı, güneşi ve yıldızı gördüğündeهَذَا رَبِّى“Bu benim Rabbim(!)” demesi, Arapça dilinde var olan bir inkar etme şeklidir. Yani “sizin zannettiğiniz gibi bu mu benim rabbim olacak. Bu rab olamaz” der gibidir. İbrâhim aleyhisselam bundan önce de Allâh’tan başkasının Rab olmadığını biliyordu.


Allâh-u Teâlâ “Eli-İmrân” Sûresinin 67. âyetinde şöyle buyuruyor:




مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلَكِن كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا﴿



﴾ كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ


Anlamı:“ İbrâhim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi, o dinine sımsıkı sarılan bir Müslüman idi, O müşriklerden de değildi”.

Soru-61-: Allâh-u Teâlâ “Yusuf” Sûresinin 24. âyetinde Yusuf aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:



﴾وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بَهَا لَوْلاَ أَن رَأى بُرْهَانَ رَبِّهِ﴿

Bu âyette geçen وَهَمَّ بَهَاkelimeninanlamı nedir ?

Cevap-61-: ﴾وَهَمَّ بَهَا لَوْلاَ أَن رَأى بُرْهَانَ رَبِّه ِ﴿ Bu âyetin en güzel tefsiri şöyledir. : Zeliyha zinaya kalkıştı ama Yusuf aleyhisselam Rabbinden bir işaret görmeseydi onu itecekti, fakat gördüğü için itemedi. Yusuf aleyhisselam’dan zinaya bir niyet hâsıl olmamıştır. Çünkü Peygamberler bu tür şeylerden masumdurlar. Hak ehlinden olan bazı müfessirler bu âyeti şöyle açıkladılar:”Ona niyet etti yani onu itekleyip kendisinden uzaklaştırmaya niyet etti, ama Allâh-u Teâlâ Yusuf’a bir işaret gösterdi “yapma çünkü itersen aleyhine bir delil olur.” Bu yüzden onu itmeyip sırtını döndü ve oradan ayrılırken, Zeliyha onun elbisesini


arkadan yırttı. Delil Zeliyha aleyhine oldu. Hak ehlinden olmayan bazı müfessirler dediler ki, Yusuf aleyhisselam niyet etti ve elbisesini çıkarıp erkeğin karısını cimaya beklediği gibi onu bekledi, bu kesinlikle doğru değildir, iftiradır.

Allâh-u Teâlâ, Yusuf’un temiz olduğunu bildirerek, “Yusuf” Sûresinin 51. âyetinde şöyle buyuruyor:



قاَلَتِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ الْئنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنََاْ رَاوَدْتُّهُ عَن نَّفْسِهِ﴿

﴾ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
Anlamı: “ Aziz (kral)’in karısı dedi ki: şimdi hak belli oldu ben onu nefsime davet ettim (benimle zina etmesini istedim), o sadıklardandır”.

Soru-62-: Allâh-u Teâlâ “Sad” Sûresinin 23. âyetinde Davud hakkında şöyle buyuruyor:
إِنَّ هَذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ

Anlamı: Bu benim kardeşimdir. Onun 99 koyunu var benim ise bir tane koyunum var. Onu kendisine vermemi istedi ardından bana kızdı”. Bu âyette koyunlardan maksat nedir ?
Cevap-62-: Araplar kadınlara koyun derlerdi. Bazı müfessirler bu âyette geçen koyunları kadın olarak tefsir ettiler. Bu caiz değildir. Onlar bu âyeti iftira ile meşhur olan Davud’un kıssasına göre tefsir ettiler.

Bu iftira olan kıssa şöyledir: Davud aleyhisselamın 99 kadını vardı ve onun komutanının da güzel bir kadını vardı. Davud bu kadını çok beğendi onunla

evlenmek için kocası olan komutanı öldürülsün diye savaş meydanında olan en tehlikeli bölgeye göndermiştir. Bu kıssa fasittir, iftiradır. Peygamberler bu tür şeylerden masumdurlar.

İmam İbnul Cevzi tefsirinde bu kıssanın yalan ve iftira olduğunu zikrettikten sonra şöyle diyor. “Bu kıssayı başkasına nakletmek doğru olmadığı gibi manasına itikad etmek de caiz değildir. Çünkü Peygamberler bu tür şeylerden münezzehtir. Fakat Davud aleyhisselamın Rabbine istiğfar etmesinin sebebi, Bir konuda tek tarafın şikâyetini dinleyip diğer tarafı dinlemeden aralarında hüküm vermiş olmasıdır”.


medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 14:23


RİDDE BÖLÜMÜ




Soru-63-: “Ridde” nedir ve kaç kısma ayrılır ?

Cevap-63-: Ridde İslâm dininden çıkmaktır. Hanefi âlimleri ve İmam Nevevi başta olmak üzere Şâfii ;âlimleri ridde’yi üç kısma ayırmışlardır. Bunlar;
1- İtikadi küfür.
2- Fiili küfür.
3- Sözlü küfür.

Soru-64-: Küfre düşenin hükmü bilip bilmemesinin sonucu değiştirmeyeceğini gösteren hadis-i belirtiniz.

Cevap-64-: İmam Tirmizi’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ لا يَرَى بِهَا بَأْسًا يَهْوِي بَِها فِي النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا
Anlamı:“ Kul kendince zarar görmediği öyle bir söz söyler ki bu sebeple Cehennemin içinde yetmiş sene düşer”.

Bu yetmiş yıllık düşme mesafesi cehennemin dibine varma süresidir. Cehennemin sonu kâfirlere has bir mekandır. Bu hadis-i, İmam Tirmizi rivâyet edip isnad-ı hasendir demiştir. İmam Buĥari ve İmam Müslim’in rivâyet ettikleri ve aynı manayı veren başka bir hadis daha vardır. Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
"إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ فِيهَا يَهْوِي بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مِمَّا بَيْنَ
الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ "


Anlamı:“ Kul dikkat etmediği, önemsemediği öyle bir söz söyler ki, bu sebeple, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzun bir mesafe Cehennemin içinde düşer”.

El-Hafız İbnu Hacar “Fethül Bâriy” adlı kitabında zikredilen hadis hakkında şöyle demiştir: “Bu da, Allâh’ı veya şeriatını hafife alan sözlerdir.” Bu iki hadis, küfre düşen kişinin hükmü bilmesini, kalbinin memnun olmasını veya küfür olan sözün manasına itikad etmeyi şart koşmamıştır. “Fıkhus-Sunne” adlı kitabın sahibi, bunu şart koşmuştur. Fakat bu fasıd yani aslı olmayan bir iddiadır.

Soru-65-: Allâh ve Resulünü hafife almanın küfür olduğuna Kur-ân’dan delil göster.

Cevap-65-: Allâh-u Teâlâ “Et-Tevbeh” Sûresinin 65. ve 66. âyetlerinde şöyle buyuruyor:
وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللهِ وَءايَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنتُمْ تَسْتَهْزِؤُونَ لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ
Anlamı :Eğer kendilerine sorarsan, "Biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk.” Diyeceklerini bildiriyor. Ve Allah Rasulu’nun onlara "Allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyordunuz?" Boşuna özür dilemeyin, iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz” demesini emrediyor


Soru-66-: Allâh’a küfredenin kâfir olduğunu ve bunun hakkında âlimlerin icması olduğunu nakleden bir kaynaktan delil veriniz.

Cevap-66-: Maliki mezhebinden olan İmam Kadiy İyaedul Yehsubiy
“Eş-Şifâ” adlı kitabında şöyle buyuruyor:
" "لا خِلافَ أَنَّ سَابَّ اللَّهِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ كَافِرٌ




Anlamı:“ Müslümanlardan ikenAllâh’a küfredenin kâfir olduğuna dair görüş ayrılığı yoktur”.

Soru-67-: Küfri (islam dininden çıkaran) bir kelime telaffuz edenin veya küfri bir fiil yapanın, kâfir olduğunu ve bunda âlimlerin icması olduğunu nakleden bir delil zikret.

Cevap-67-: İmam Tecüddiynus-Subkiy “Mukaddimetüt Tabakât” adlı kitabında şöyle buyuruyor:



لا خِلافَ عِنْدَ الأَشْعَرِيِّ وَأَصْحَابِهِ بَلْ وَسَائِرِ الْمُسْلِمِينَ أَنَّ مِنْ تَلَفَّظَ بِالْكُفْرِ أَوْ فَعَلَ أَفْعَالَ الْكُفَّارِ أَنَّهُ كَافِرٌ بِاللَّهِ الْعَظِيم مُخَلَّدٌ فِي النَّارِ وَإِنْ عَرَفَ قَلْبُهُ، وَأَنَّهُ لا تَنْفَعُهُ الْمَعْرِفَةُ مَعَ الْعِنَادِ وَلا تُغْنِي عَنْهُ شَيْئًا، لا يَخْتَلِفُ مُسْلِمَانِ فِي ذَلِكَ

Anlamı:“ El-Eşâri ve ashabı (Ebu Hesenil Eşâri ve tâbileri) ve bütün Müslümanlara göre, her kim küfür kelimesini telaffuz ederse veya kâfirlere has küfür fiillerini yaparsa, o, yüce olan Allâh’a karşı kâfir olmuş olur ve Cehennemde ebedi kalacağına dair hilaf (görüş ayrılığı) yoktur. Bunu isteyerek yaptıktan sonra kalbinde bu lafzın veya bu fiilin küfür olduğunu bilmesi ona fayda vermez ve bir şey kazandırmaz, iki Müslüman dahi bunun böyle olduğuna dair ihtilafa düşmez”.

Soru-68-: Dinde bilinmesi zaruri olan bir ilmi inkar etmenin hükmü nedir?

Cevap-68-: Dinde bilinmesi zaruri olan ve zahir bir ilmi inkar etmek, yani âlimlerin ve Müslümanların bildiği açık bir ilmi inkar etmek küfürdür. Fakat kişi İslâm’a yeni girdiyse veya âlimlerden uzak bir beldede yaşıyorsa istisnadır yani küfre girmez. Fakat bu istisnanın geçerli olması için Allâh-u Teâlâ’yı mekandan tenzih edip onu hiç bir şeye benzetmemesi şarttır.





Soru-69-: Âlimler lafzı kaç kısma ayırdılar? Açıklayınız.


Cevap-69-: Âlimler lafzı, zahir ve sarih olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Zahir olan Arapça lügatına göre iki veya daha fazla manası olup bu manalardan bazılarına daha yakın olandır. Her kim zahiri küfürden bir kelime kullanırsa kastettiği mana belli olmadan kafir olduğuna hüküm verilmez. Sarih olan lafız ise tevili ve söyleyenin ne kastettiğini kabul etmeyendir. Her kim sarih bir küfür sözü kullanırsa küfre girer, onun muradına niyetine bakılmaz ve ondan tevil kabul edilmez. Fakat bu kişi sarihin manasını bilmiyor veya manasının (küfür olmayan) başka bir şey olduğunu sanıyorsa bu söz ona göre sarih hükmünde değildir.

Soru-70-: Kendisinden küfür (ridde) hâsıl olanın üzerine farz olan nedir ?

Cevap-70-: Küfre düşenin derhal düştüğü riddeden kurtulup İslâm`a girme niyeti ile iki Şahadeti söylemesi farzdır. Pişmanlık duyması ve bir daha riddeye düşmemeye niyet etmesi de farzdır.



Soru-72-: Riddeye bağlı olan bazı ahkamları zikrediniz.

Cevap-72-: Küfre düşen kişi oruçlu ise orucu, teyemmümlü ise teyemmümü bozulur. Evli ise ve cimadan önce riddeye düşmüşse nikahı bozulur, fakat aralarında bir defa bile cima olduktan sonra iddet (yaklaşık üç ay) geçmeden İslâm’a dönerse yeni nikah yapmak şart değildir, hanımı kendiliğinden ona döner. İddet geçtikten sonra İslâm’a dönerse yeni bir nikah yapması şarttır. Mürtedin nikahı, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan veya diğer bayanlara sahih olmaz.








Kestiği hayvanların eti yenmez haramdır. Kendisine miras düşmez, Müslüman olan çocukları da onun mirasından alamaz, onun cenaze namazını kılmak caiz değildir. Yıkanması ve tekfin edilmesi de farz değildir, Müslümanların mezarlığı içinde defnedilmesi de caiz değildir ve mürted öldüğü zaman malı Müslümanların hizmetine harcanır.

Soru-73-: Farzları eda etme ve bunun kimlere farz olduğu hakkında bilgi veriniz.



Cevap-73-: Her mükellefin Allâh-u Teâlâ’nın kendisine farz kılmış olduğu namaz, oruç, zekat,(zekat verecek kadar malı olanın) hac (gücü yetenin) ve bunlardan başka diğer bütün farzları, eda etmesi farzdır. Allâh-u Teâlâ’nın emrettiği şekilde, erkanlarına, şartlarına riâyet edip, farzları bozan şeylerden sakınmak da farzdır. Yalnız areketleri yapmak, kalkıp oturmak yeterli değildir. İmam İbn-u Hibben’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:



رُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِلا السّهر، وَرُبَّ صَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ


صِيَامِهِ إِلا الْجُوعُ وَالْعَطَشُ






Anlamı: “Nice namazlarına kalkanlar vardır ki, bu kalkışlarından kendilerine yalnızca yorgunluk; ve nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarından kendilerine yalnızca açlık ve susuzluk vardır”.

Soru-74-: Farzlardan birini terk edene ne yapılması gerekir ?

Cevap-74-: Allâh-u Teâlâ’nın farz kıldığı farzlardan herhangi birini eda etmeyene (yerine getirmeyene) veya yanlış bir şekilde yapana doğrusunu anlatıp, bu şekilde yapmasını söylememiz farzdır. Yaptıramıyorsak, kalbimizde bunu hoş görmememiz, inkar ve buğz etmemiz farzdır. Bu da insanın gücü yetmediği zaman yapması gereken en küçük şeydir.




Soru-75-: Günahlardan sakınmak hakkında bilgi veriniz.

Cevap-75-: Bütün mükelleflerin haramdan sakınması farzdır. Günahları yapana, yapmaması için emretmek de farzdır. Güç yetiyorsa el ile, güç yetmiyorsa dil ile, günahın engellenmesi bu da yapılamıyorsa günahı kalp ile buğz etmek farzdır. Günahı men etmeye çalışmanın daha büyük bir günaha yol açması durumunda günah engellenmeye çalışılmaz.

İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:



"مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيـمَانِ"


Anlamı:“ Sizlerden her kim günah işlendiğini görürse el ile men etsin, gücü yetmiyorsa diliyle menetsin, gücü yetmiyorsa da kalbiyle buğz etsin, bu da ecri (sevabı) en az olan ve insana âciz kalması durumunda kendisine yapması farz olanın en azıdır.”

Soru-76-: "Haram ve Farz" nedir?

Cevap-76-: "Haram", Allâh’ın kullarına yasakladığı şeylerdir. Haram işleyen Ahiretin azabını haketmiş olur. Haramdan sakınanın sevabı olur. "Farz" ise, haramın zıttıdır. Allah’ın kullarına yapmasını emrettiği ve yapılmaması durumunda ahretin azabının hak edildiği şeylerdir.

Soru-77-: İtikadi küfürlerden bazı örnekler veriniz

Cevap-77-: İslâm dininden başka bir dini benimseyen, Kur-ân’ı Kerim’in bir âyetine dahi olsa inanmayan, âlimlerin icma-i ile Peygamberliği sabit olan Peygamberlerden birisine iman etmeyen, icma ile haram olan bir şeyin helal olduğuna, icma ile helal olan bir şeyin haram olduğuna itikad eden, Allâh’ın yaratılmışlara benzediğine veya Allâh’ın yeri ya da yönü olduğuna itikad eden, itikadi küfre düşmüş olur.



Soru-78-: Fiili küfürlerden bazı örnekler veriniz.

Cevap-78-: Kur’ân-ı Kerim’i çöpe atan, güneşe ya da puta tapan veya kâfirlere has küfri amellerin aynısını yapan fiili küfre düşmüş olur.

Soru-79-: Sözlü küfürlerden bazı örnekler veriniz.

Cevap-79-: Allâh’a, Peygambere, İslâm dinine veya Kâbe’ye söven, Cennet ile alay eden veya Cehennemin azabını hafife alan, namazla, hac ile alay eden sözlü küfre düşmüş olur.


http://www.nurbahcesi.org/forum_posts.asp?TID=5335

emsalsiz_baris
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
39 yaşında / Erkek
Çankaya
Ankara
Aktif Toplam Yazı : 387
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 25.07.2008 16:45


eline sağlık abicim
biraz fazla uzun tutmuşsun
parça parça ve farklı xzamnalarda farklı bölümleri yazsaydın daha iyi olurdu

sitedeki bazı vatandaşların 77 78 ve 79. bölümleri
okumaları ve iyi anlamaları önemle rica olunur :))

beyzaa__
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
44 yaşında / Bayan
Bahçelievler
İstanbul
Aktif Toplam Yazı : 1744
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 29.07.2008 18:19


Allah razı olsun abicimm hayırlı kandiller

medahms
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
53 yaşında / Erkek
Merkez
Konya
Aktif Toplam Yazı : 4198
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 13.12.2009 17:28




Soru-78-: Fiili küfürlerden bazı örnekler veriniz.

Cevap-78-: Kur’ân-ı Kerim’i çöpe atan, güneşe ya da puta tapan veya kâfirlere has küfri amellerin aynısını yapan fiili küfre düşmüş olur.


[1]
Arkadas.Com forum kuralları için tıklayın...           
 
KAPAT

Sınırsız Kullan