süper üye ol sınırsızca kullan


Arama
  • Gelişmiş Arama
  • Standart Arama

Hızlı Arama
  • Son 25 Bayan
  • Son 25 Erkek
  • Online Bayanlar
  • Online Erkekler
  • Bugün Doğan 25 Bayan
  • Bugün Doğan 25 Erkek
  • Arkadaş Listem
  • Engelleme Listem
  • Forum Ara
  • Takip Listem
  • Yeni Grup Aç
  • Gruplarımı Göster
  • Grup Kategorileri
  • Grup Ara
  • Yardım

Grupları Listele
  • Alfabetik Sırada
  • Açılış Tarihine Göre
  • Üye Sayısına Göre
  • Yazılan Mesaj Sayısına Göre
  • Profilimi Göster
  • Üyelik Bilgilerimi Değiştir
  • Özelliklerim
  • İstatistiklerim
  • Üyeliğimi Uzat

Profilimi Güncelle
  • Temel Bilgiler
  • Fotoğraf Ekle / Düzenle
  • Benim Durumum
  • Ne Arıyorum
  • Fiziksel Özelliklerim
  • Yaşam Tarzım
  • En Sevdiklerim
  • Kişilik Özelliklerim

Profil Ayarlarım
  • Ayarlarım


Artık Üye Fotoğraflarını
Oyluyoruz
Şu an sizin fotoğraflarınız
oylanıyor olabilir!
Üyelerimizden Gelenler
Arkadas.Com ' un pekiştirdiği dostluklar
LaVinYaDan-Nagmele® Grubu
Devamı için tıklayınız

 
F o r u m

   Tüm Forumlar
   Yaşam
   Tarih
   BİRAZ HİCİV...BİRAZ YORUMLU...İLLEDE YORUMSUZ...:))
 

toyguner Sn adminler Yeni forum başlığı oluşturdu - (12:41:00)

Bu yazıya sizde mesajınızı ekleyebilirsiniz
Gönderen Mesaj
GuZ_GuL
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 2648
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 09.05.2008 14:56


HEPİMİZ YENİ ZELLANDALIYIZ!...


Kıymetli kardeşlerim; Bundan 92 yıl önce Çanakkale’de yaşanan büyük üzüntünün yıldönümündeyiz. 1915 yılında demokrasiden, insan haklarından ve kardeşlikten nasibini alamamış bir ordu, dost ve kardeş Avustralyalı ve Yeni Zellandalı misafirlerimize karşı samimiyetsiz ve kötü davranmıştır. Bu yüzden yabancı yatırımcı kaçmıştır.


O cephelerde, dünyanın öbür ucundan gelen ve hiçbir kötü gayesi bulunmayan insanlara kurşun sıkan karanlık eller, küreselleşmeden nasibini alamamıştır. Çünkü bütün eğitimsizliklerine rağmen bu ülkeyi onlardan daha iyi yönetecekleri gibi saf ve anlamsız bir hevese kapılmışlardı.


Arıburnu’nda, Seddülbahir’de ve Kumkale’de, Anafartalardan Anzak Koyu’na kadar her karış toprakta, bize medeniyet getirmek için didinen o sarı saçlı ve mavi gözlü kıymetli insanlara karşı silah kullandılar.


Hâlbuki o gün yapılan bu düşüncesiz ve insanlığa sığmayan hareket, bugün bizim AB’ye giremememiz sonucunu doğurdu. Hatta onların yüzünden savaş uzadı. Yetmedi, memleketimize barış ve istikrar getirecek olan o devrin en muhteşem savaş gemilerini batıran zihniyet, hatta bunu bir övünç meselesi olarak gördü.


Maalesef liberalizmden nasibini alamayanlar, mesela 57. Alay ve 9. Tümen gibi derin devletin eli silahlı grupları, barışa engel oldular. Çok üzücüdür, medya da buna destek vermiş ve savaş çığırtkanlığı yapmıştır.


Çünkü kısıtlı basın özgürlüğü ve değerli batılı kardeşlerimizin de hassasiyetle belirttiği gibi, demokrasiyi sindiremeyen bazı devlet kurumları asla Evropa ile bütünleşmemizi istememişlerdir.


Bu sorumsuz tutum, Hindistan’da Rusya’da, Avustralya’da ve Yeni Zellanda’da halkın kendi geleceğini tayin etmesi neticesi doğurmuş, medeniyetin beşiği İngiltere fevkalade büyük bir teessür yaşamıştır. Bu nasıl bir zihniyettir ki, İngilizleri gücendirmiştir?


Derin devletin ve mahfillerinin karanlık ilişkileri aynı zamanda Londra’da fevkalade hürmetli bir hükümetin düşmesine sebebiyet vermiştir. Bu statükocu zihniyet neticesinde bugün her evde iki mersedes ve bir yüzme havuzu olması neredeyse imkansızdır. Siz bana bakmayın, benimki hanımın ailesinden.


Demokratik, uzlaşmacı siyaset kültürü o gün de yoktu. Sivil topluma düşman ve örgütlü siyasete hasım bu otoriter devlet anlayışı, bize kucak açan cümle batı devletlerine Sevres’de de utanmazca “hayır” demiştir. Bugün Yunan pasaportunuz, sarı saçlarının ve mavi gözleriniz yoksa bu yüzdendir. Büyük devletler hatalarını kabul etmesini bilmelidir.


Ancak geçen 92 senede, ne Yeni Zellanda’dan ne de Avustralya’dan özür dilenmemiştir. Nitekim yapılan açıklamalar, bu soykırım için tazminat ödemeyeceğimizi de göstermektedir. Bu şekilde biz nasıl batılı olabiliriz?


Şimdi diyecekler ki, “kardeşim iyi de, Yeni Zellandalı askerin Çanakkale’de işi ne”. İşte bu anlayış, serbest pazar düşmanlığıdır. Kınıyorum. İşte bu tutum, yabancı sermayeyi de ürkütmüştür. Bu tutum, çağı yorumlayamamaktır.


Piyasaları tedirgin etmeye kimsenin hakkı yoktur. Karanlık ellerin kurduğu kirli ve ırkçı tezgah, ülkemizin batılılaşmasına engeldir. Ayrıca madem dünya savaşında kazanamayacaktık, baştan teslim olmalıydık. Eğer teslim olsaydık, ne güzel hepimiz batılı olurduk.


Hem zaten biz Çanakkale’de savaşı kazanmadık ki, onları yenemedik ki, savaş berabere bitti. Kendi sahamızdaki beraberlik, deplasman için de iyi sonuç değil ki.


Bakınız, Çanakkale’deki sorumsuzluk ve anti-demokratik tutumumuz neticesinde, aya da gidemedik. Eğer bebelerimiz bugün ithal çikolata yiyemiyorsa, siz Fransız potini giyemiyorsanız, hepsinin nedeni Çanakkale’de demokrasiye ara verilmiş olmasıdır.


Hem ne yapacaktık bu dev gibi koskoca yarımadayı? Çok mu lazımdı. Halkın bir bölümü orta yerinde bir bölgede yaşardı. Biz de İstanbul’da işimize bakardık.


Aradan geçen 92 senenin sonunda hala tarifsiz acılar içindeyim. Katledilen ve kendilerine işgalci sözü reva görülen muhterem büyüklerimizin aziz anısı için düzenlediğimiz bu ayinde, sizleri Anzaklı kayıplarımızı anmaya davet ediyorum.


Benim büyük babam, istibdatçı, baskıcı ve şarklı Anadolu’da “hepimiz Yeni Zellandalıyız” diye nümayiş edemedi. Çünkü tek parti idaresinde, memlekette internete dahi izin vermeyen o dönemin siyasileri onu tımarhaneye kapattı. Ben zaten bunun için AİHM’ye gideceğim.


Biz entellektüeller, aydın namusumuzla tarihimizle barışıp, herkesin kardeş olduğu bu dünyada borcumuzu ödemeliyiz. İki satır da şiir okuyacaktım, ama evde unutmuşum. Keşke İngiliz olsaydım, o zaman ezbere bilirdim.


Hepimiz Yeni Zellandalıyız. Hepimiz Avustralyalıyız. Çünkü biz çelişkilerini aşmış, bu ülke için iyi olanı bilen, komplekslerinden kurtulmuş, okumuş adamlarız.

GuZ_GuL
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 2648
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.07.2008 05:07


SİGARA YASAĞI KUTLU OLSUN


Ben hayatımda yasadışı iş yapmadım. Ömrü hayatımda kötü alışkanlığım da olmadı. Bir tek sigara içerim. Arada bir de bir iki kadeh içki. Bunların dışında kötü bir şey bilmem. Bu memlekette ne vergi borcum var ne de bir tek trafik cezam. Hiçbir suç işlemedim, çünkü bütün suçların –istisnasız- yüz kızartıcı olduğunu düşünürüm. Bunları neden yazdım? Kendimi savunmak için.


Çünkü artık suçluyum. Çünkü sigara içiyorum. Sigara artık “yarı yasak madde”. Hani dindeki “mekruh” gibi. Yani yasak değil, ama serbest de sayılmaz. Gazeteler, televizyonlar her gün “nerelerde sigara içmenin yasak olduğu” hakkında uzun listeler yayınlıyorlar. Her yerde sigara içme cezası hakkında uzun uzun tarifeler var. Televizyonlar sokakta vatandaşa mikrofon uzatıyor:


“Sigara içiyor musun?”

“Neden bırakmıyorsun”

“Bir daha içecek misin?”


Sigara konusu böyle devam ederse, çok yakın bir zamanda gece yolunuzu kesecekler;


“Söyle lan, sigaracı mısın-değil misin?”


Bu da yetmeyecek. Gece evinizi basan polisin, kanepenin yastıklarını yırtıp sigara arayacak. Meğer biz ne kadar sağlığına özen gösteren bir toplummuşuz. Meğer bizi yönetenler bizim sağlığımızı ne çok düşünürlermiş. Ağlamak istiyorum sevgili okuyucular!


Yeri gelmişken yumurta yemek de yasaklansın. Malum kolesterol var. Kırmızı eti de yasaklayalım. Hem hayvan hakları için hem de damar sertliği yapar. Biber de yasak olsun, ağzımız yanıyor. Sonra her sabah bütün ülke meydanlara çıkar, megafonlardan gelen komutlar eşliğinde marş söyleyerek sabah sporu yaparız…


Ben yanlış bilmiyorsam, bu ülkede başka sorunlar da vardı. Mesela kuraklık gibi. Sanki tarım sektörü “kıtlık geliyor” diye avaz avaz bağırıyordu. Geçenlerde yine bir kişi hastane kapısında öldü. Ama sigara sorunumuzu çözüyoruz. Yollarımız, hastanelerimiz, okullarımız olması gerektiği gibi değil. Ormanlar kesilip otel oluyor, koca Tuz Gölü kuruyor. Her yıl dersanelere, koca milli eğitimin bütçesinden büyük para ödüyoruz. Ama sigara sorununu çözdük. Her şey yolunda artık. Kesin AB’ye gireriz (!)


Televizyonlarda yalan ve şiddet serbest, ama sigara yasak. Filmlerde, dizilerde sigaralar mozaikleniyor. Ama silahlar ortada, “pat pat” diye patlıyor. Ama birisi sigarasından bir nefes çekerse, o olmaz; Toplumu bozar, gençlere kötü örnek olur. Pek fena yani.


Yanlış biliyorsam, doğrusunu bilenler düzeltsin; Bu ülkede devlet sigara üretiyor, dağıtıyor ve satıyor. Özel sektör de üretimini, dağıtımını ve satışını devletin kanunlarına göre yapıyor. Yani yapmak, satmak serbest, almak serbest. Ama içmek yasak. Yasaklasana ekimini. Olmaz, çünkü tütün çiftçisi oy deposu. Kapat sigara fabrikalarını. Olmaz, çünkü memlekete istihdam lazım. Hem sermaye ne der sonra? Ben almayayım o zaman. O hiç olmaz. Çünkü vergi geliri lazım. O halde müsaade et, içeyim. Hiç olur mu: AB sağlıklı işçiler istiyor. Bir de; elbette halk sağlığı önemli.


Siz halk sağlığını her gün zehir soluyan Dilovası’na sorun!


Ama artık “dumansız hayat” zamanındayız. Pek de güzel. Termik santraller, trafikteki karbon emisyonu, filtresiz bacalar, kanalizasyonsuz şehirler, onlar dumanlı değil. Su yerine zehirli atık akan nehirlerde de duman yok. Geçelim hepsini bir kalem. Çünkü “Türkiye’nin havası artık dumansız hava sahası”.Ört de ölem gari. Dilimi ısıra ısıra bu kadarını yazabildim. Dilim artık çok acıyor, yazıyı buraya kesiyorum.


GuZ_GuL
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 2648
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.07.2008 18:11


FIRST LADY SORUNSALI...


Bizim Amerikan demokrasisinden öğrendiğimiz işlerin başında gelir “first lady” kavramı. Hiçbir şey gibi bunu da Türkçeleştiremedik. Belki “hanım ağa” olabilirdi . İktidar sağda olursa “baş hatun”, solda olursa “birincil konumsal kadın”. Hatta “mütedeyyin” kesimden olursa “baş cariye”...


Neyse... First Lady’lik müessesesi kutsal bir müessesedir. Fakat bir mesele var ki, pek mühim. “Her first lady, first lady olmuyor”.


Samimiyim. Bakınız ABD’ye; yakın tarihinde bazı lady’ler hiç veyahut bazen “first” olamamıştır. Daha da vahimi ise bazıları zaten “lady” değildir. Bu noktada isim vererek Danielle Mitterand demek istemiyorum.


Asıl büyük mesele ise first ladylik gibi ulu bir makamı işgal edecek olan kimsenin bazen “ne first ne de lady” olmasıdır.


François Hollande Fransa Sosyalist Partisi’nin lideri olarak geçtiğimiz aylar hep aynı kabusu gördü; Hayat arkadaşı Segonele Royal seçilmişti. Yani hem çocuk yapmıştı hem de kariyer. Bu durumda da François Hollande “Fransa’nın first ladysi” olmuştu.


Böylece Royal G-8’de, NATO’da ve AB’de müzakere masalarında oturup çatır çatır pazarlık ederken, Hollande lider eşleri için hazırlanan “eşler programına” katılıyordu; Hastane ziyareti, tekne gezintisi, defile ve alışveriş turları. Royal küresel ısınmaya karşı konuşmasını hazırlarken, Hollande Karamanlisgillerden börek tarifi alıyor ve onlara krep tarifi veriyordu.


Hollande bu kabusu belki her gece gördü. Zaten Fransız basını da, Hollande’in asla Segolene ile Elysee Sarayı’na taşınmak istemediğini yazıyordu. Belki Segonele’nin mağlubiyeti herkes için hayırlı oldu. Çünkü Hollande’ın vaziyeti, diğer First Lady’ler arasında sosyalistlik veya komünistlik de yayabilirdi.


Segolene seçilmemiş olsa da, Fransa’da mesele bitmedi. Çünkü seçimi Sarkozy kazandı. Çünkü Sarkozy’nin eşi blucinle, avcı çizmeleri ve askeri pantolonları ile pek de first lady resmine uymuyor.


Her ne kadar Fransız basını Cecilia için “kocasından da hırslı” diye hafiften alarm sinyalleri verse de, durum gerçekten böyle. Aslında Sarkozy’nin danışmanları seçim döneminde Sarkozy çiftinden bir Kennedy çifti yapmak istiyordu.

Ama işler çok fena karıştı. İddiaya göre Sarkozy Cecilia’yı dövdü. Liberation`da köşe yazan Daniel Schneidermann "Sarkozy`nin, bu kez yazar Marc Levy`yle ilişkisi olduğu söylenen karısına vurduğunu, kavga sırasında da evi yıkıp döktüğünü" yazdı. Solcu yazar Guy Birenbaum da kendi sitesinde aynı iddiaları dile getirdi.


Fransız basını Cecilia’nın soluğu poliste aldığını ve “şikâyetçiyim komiser abi, kocam beni dövüyor” dediğini savunuyor. Sarkozy’nin işi çok zor. Çünkü Fransız basını onu yıllar önce mimledi.


Çünkü Sarkozy Paris Büyükşehir Belediye Başkanı iken, ilk karısı Marie’yi Cecilia ile aldattı, Marie’den boşandı ve Cecilia ile evlendi. Yine Fransız basınına göre bir zamanlar; Nicolas ve Marie Sarkozy çifti, yeni evli Cecilia Ciganer Albeniz ile iki aile beraber tatile gidecek kadar iyi dosttu.


Bu tatillerden birisinde, Sarkozy Cecilia ile işi pişirmiş. Mesele şu ki; karda yürüyen Sarkozy karda iz bırakmış. Marie de zaten ihaneti kardaki ayak izlerinden çözmüş. Sarkozy de “biz bunu tarihçilere bırakmayalım, mahkeme karar versin” demiş.


Marie “vay başıma gelenler” derken, Cecilia “bana ne, bana ne, onu alma beni al” demiş. Sarkozy vaziyeti tartmış, bir “oh la la” çekmiş ve “Mercimek furun, be Marie; ne bekleyip durun” demiş. Marie kadıya gitmiş; Marie “hakim abi, benim herif hovarda oldu” derken, hakim de “ama buğasi Fğansa, aşklağin ülkesi” demiş, kimlik tespiti istemiş. Bu arkadaş da ayağa fırlayıp hâkime kartvizitini uzatmış ve “benim adım Sarkozy Nicolas hovarda, adresim Şanzelize Fransa,” deyivermiş.


Hem Sarkozy hem de Cecilia eşlerinden boşanmışlar ve evlenmişler, mutlu bir yuva kurmuşlar. Bir bakıma al fularlım, top model boylum durumu.


Fakat, heyhat. Nazardan mıdır, büyüden midir, bilinmez; bu çok saadetli ve masum yuva üzerinde acımasız kader ağlarını bir ters bir düz örmüş, köşelerine de çitibadem işlemiş.


2005 yılında Cecilia’nın New York’ta başka bir erkekle samimi pozları basına yansımış. Bu arada, maküs talihli Marie’nin daha önce Cental Park’taki akasyalara çaput bağladığı, Telli Baba civarında görüldüğü ve Hıdırellez’de garip karikatürler çizerek sağa sola bıraktığı iddiaları hiç doğrulanamamış.


Bu samimi fotoğraf durumları Sarkozy’nin çok ağrına gitmiş, gururuna dokunmuş. O yüzden bugüne kadar sadece birkaç kere affetmiş ve “biz bu konuyu mahkemeye götürmeyelim, tarihçilere bırakalım” diye karar vermiş.


Mitterand ve Chirac dönemlerinde de Fransa’da seçim bölgesi sayısı kadar “first lady” olduğu rivayet edilirdi. En azından bundan sonraki durum “tam öyle olmayacak”.


Fransa’da “first lady” meselesi çözülmüş gibi. Cecilia Fransa’nın yeni first lady’si oldu. Laf aramızda çok da münasip oldu.

GuZ_GuL
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 2648
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.07.2008 18:12


pardon belirtmeyi unuttum yazıların kaynağı : THE DIPLOMATIC OBSERVER GAZETE

GuZ_GuL
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 2648
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.07.2008 18:20


BORİS AMCA GİTTİ...


Boris Nikolayeviç Yeltsin, 23 Nisan 2007 günü vefat etti. Allah ve Ruslar taksiratını affetsin. Boris Amca 1 Şubat 1931’de Sverdlovsk’daki Taliza Bölgesi’ndeki Butka Köyü’nde doğdu. Rus bir çiftçinin oğlu olarak başlayan hayatı bitti, gitti. Rusya’nın en büyük votka şişesi büyük bir törenle toprağa verilecek. Uluslararası ajanslar Boris Amca’dan nazikçe “alkole olan düşkünlüğü ile tanınırdı” diye söz ediyorlar. Elbette rahmetlinin arkasından ayyaş dememek lazım, çok ayıp olur.


Ama Boris Amca “alkole olan düşkünlüğüne” karşılık çok iyi bir komünistti. İnşaat mühendisliği tahsil ettikten sonra 1961`de Sovyetler Birliği Komünist Partisi`ne girdi. Partide hızla yükseldi. Dedik ya, büyük komünistti. Kısa sürede Sverdlovsk bölgesinde Komünist Parti birinci sekreterliğine geldi. Derken 80’ler başladı. Sovyetler için vaktin daraldığı zamandı. Ekonomisinin yüzde ellisi ağır sanayiye dayanan SSCB, ABD’nin yıldız savaşları projesine karşılık veremiyordu.


Moskova’da adeta sezon sonu tasfiyesi ve seri sonu tenzilatlı satışı başlamıştı. Sovyetlerin Olimposuna yükselen Mihail Gorbaçov üç karar almıştı: Birincisi şeffaflıktı. Glasnost politikası ile sistemi geliştirecekti. İkincisi yeniden yapılanmaydı. Perestroyka politikası ile sanki komşu bir ülkedeki gibi her şeyi “önce güzelleştirip sonra özelleştirecekti”. Üçüncüsü ise bir atama kararıydı ki, buna aslında “tüy dikme” operasyonu da denebilirdi;


Komünist Boris Amca Moskova`ya çağrıldı. Nisan 1985`te Komünist Partisi Merkez Komitesine seçildi. Yetmedi, Ekim 1985`te de Moskova Parti Teşkilatı Şefi oldu. Aynı zamanda Politbüro`ya da girdi. İki yıl sonra, Gorbaçov aldığı kararın vahametini görmüş olmalı ki, 1987’de Boris Amca’yı görevinden uzaklaştırdı. Bu karardan birkaç ay sonra Boris Amca’nın bütün yetkilerini elinden aldı.


Ama Boris Amca kötü bir komünist olsa da, iyi bir demokrattı. Moskova’da halk ne istiyorsa, sadece onları söyledi. Halk mutluydu, ilk defa bir Sovyet siyasetçisi onun istediğini söylüyordu. Boris Amca da çok mutluydu, seçimler yaklaşıyordu. Boris Amca, Mart 1989`da Moskova`da % 89,6 oranında oy alarak SSCB Halk Temsilcileri Kongresine seçildi. Dedik ya, büyük demokratı. Bütün gücüyle siyasette ve ekonomide çoğulculuğu savunmaya başladı. Hatta bu sayede 1990’da Gorbaçov`un muhalefetine rağmen Rusya Federasyonu Komünist Partisi başkanlığına getirildi. Böylece partinin vermediğini halktan aldı.


Sonra Haziran 1991`de Rusya Federasyonu başkanlığına seçildi. 19 Ağustos 1991’de de SSCB Başkanı Gorbaçov`a karşı sertlik yanlıları tarafından düzenlenen darbeyi şiddetle protesto etti. Ayık bir anında eğrisi doğrusuna denk geldi, bir de tankın üzerine çıkıp fotoğraf çektirdi. Darbecilere karşı halkı direnişe çağırdı. Moskova`da Beyaz Saray denen Rusya parlamento binasına ulaşmayı başardı.


Demokrat Boris Amca, darbecileri suçlu ve hain ilan etti. Ordunun ve KGB’nin darbeye karşı çıkanlarını yanına aldı ve Gorbaçov`un devlet başkanlığına dönmesini sağladı. Gorbi artık eskisi gibi görevinin başındaydı, ama demokrat KGB ve demokrat Kızılordu artık Boris Amca’nındı.


Ama Boris Amca kötü bir demokrat olsa da, iyi bir devlet adamıydı. Rüzgâr Boris Amca’nın yelkenlerini şişiriyordu. Darbeyi bastırmıştı, zaman artık Gorbaçov’un aleyhine işliyordu. Boris Amca ise yükseldikçe yükseliyordu. Sistem her geçen gün çöküşe bir adım daha yaklaşırken, Boris Amca anayasaya aykırı kararnameler çıkardı. Komünist Partisi’ni yasakladı ve bütün parti mallarına el koydu. Çünkü Boris Amca büyük demokrattı. Siyasi reformlar yaptı. Ekonomik hayatı yeniden düzenledi. Parlamentosundan olağanüstü yetkiler aldı. Böylece Sovyetler giderek devlet olmaktan da uzaklaştı.


Boris Amca üye olduğu Komünist Partisi’ni kapattıktan ve gönül verdiği komünizm bittikten sonra, başına geçtiği devleti de dağıtırken dış politikaya el attı. 1991`de Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhuriyetlerinin devlet başkanlarını da yanına alarak Bağımsız Devletler Topluluğu`nu kurdu. Yani bir eksikleri “tek taşlarını kendilerinin almasıydı”.


Komünist Partisi’ni kapatan komünist olarak tarihe geçen Boris Amca, 1991’in sonunda BDT’nin Sovyetlerin yerini aldığını da açıkladı. Çünkü Boris Amca sadece “komünist partisi kapatan komünist” değil, ayrıca “Sovyetleri dağıtan Sovyetti”.


Ama Boris Amca kötü bir devlet adamı olsa da iyi bir komitacıydı. Gorbi’nin istifasından sonra, daha seçilmeden apar topar Kremlin’e taşındı. Belki de Kremlin’in mahzenleri onu bu yola zorladı.


Ordunun komutasını eline aldı. Nükleer füzelerle ilgili fırlatma şifrelerine el koydu. Parlamentoyu asker kullanarak dağıttı. Muhalifleri ezdi ve seçimler yapıldı. Boris Amca daha önce tank üzerinde fotoğraf çektirerek durdurduğu orduya, parlamentoyu bombardıman emri verdi. Yetmedi, orduyu Çeçenistan’a da yolladı. Komitacı Boris Amca zamanında Rusya’ya mafya ve Çeçenistan’a ölüm hakim oldu. Komitacı Boris Amca Moskova’nın garip tarihinin en tuhaf döneminin bir numaralı adamıydı. Şansı yaver gitmedi, hepsi o kadar.


Ama Boris Amca kötü bir komitacı olsa da, esprili bir ihtiyardı. Mesela BDT’nin bir zirvesinde Kırgız devlet başkanı Akayev’in kelinde iki kaşıkla trampet çalmıştı. Bir defasında uçakta sızıp, Berlin’de kendisine hazırlanan karşılama törenine yetişememesi, uçakta elinde votka şişesi ile horlarken, kıymetli hazirunu uçağın kapısında bir saat ağaç etmesi tarihe geçti.


Üstelik ayıldıktan sonra törene katılıp, ikram safhasında yeniden alkol duvarını aşıp, polis orkestrasını yönetmesi ise pek güzeldi. Boris Amca rock and roll’da severdi. Kaç kere rock and roll şovları da yaptı. Hatta bir resmi ortak açıklamada, peltekleşen diline hakim olamayıp, ABD Başkanı Clinton’u gülme krizine sokması hiç de unutulası değildi. Kameraların önünde, bir başka devlet zirvesinde de galiba ya sekreterini ya da bir bakanını gıdıklamıştı. O fiilin adı gıdıklamak değilse de, bırakalım tarihe öyle geçsin.


Sonra Boris Amca rahmetli oldu. Şayet Boris Amca komünist kalsaydı, dünyada hala iki bloklu sistem olabilirdi. Boris Amca demokratlıktan istifa etmeseydi, belki Rusya yaşanabilecek bir yer olabilirdi. Ah Boris Amca keşke biraz da az içseydi...


Ama Boris Amca unutulmayacak. Piyasada şişesi 11 avroya satılan “Boris Jelzin Votka” var. Üstelik 3 litelik galonu kampanyada 27,75. Her yudumda müteveffanın ruhuna;


Nazdrovya ve El Fatiha!


solcier35
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
86 yaşında / Erkek
Altındağ
İzmir
Aktif Toplam Yazı : 5268
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.07.2008 21:58


amin :))

_````GULce````_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 1655
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 05.08.2008 09:17


:))

_````GULce````_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 1655
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.08.2008 20:11


PKK MI SİYASİ? KOMİK OLMAYIN!


Bu yazıyı kimler okusun? Herkes okusun, ama en çok da “PKK kültürel hakları için mücadele veriyor” diyenler, “PKK yasallaşsın” diyenler ve “demokratik çözüm” isteyenler okusun. Uzun yıllardır sahneye konulan “Mağdur ve Mazlum, Zavallı ve Ezilen Kürtler” piyesini ağzı açık seyredenler de okusun. Okunulduğunda anlaşılması için basit ve kısa cümleler ile yazıldı.

1990’larda Sierra Leone’de gelişmekte olan kaos ve iç savaşın fon oluşturduğu “Blood Diamond/Kanlı Elmas” Güney Afrikalı paralı asker Danny Archer (Archer’i Leonardo Di Caprio oynuyor. Yani rol icabı. Gerçekte Di Caprio oyuncu. PKK’yı siyasi zannedenler karıştırmasın) ile balıkçı Solomon Vandy’nin hikayesi. Her iki adam da Afrikalıdır, ama geçmişleri ve şartları olabildiğince farklıdır. Ne var ki, hayatlarını değiştirebilecek pembe bir elması bulmak için çıktıkları serüvende yazgıları kesişir. Bu güzel macera filmi bize PKK’yı anlatıyor…


Sierra Leone’de elmas madenleri vardır. Bu madenlerin değeri “uluslararası piyasalardaki aktörlerin” iştahını kabartmaktadır. Bu madenlerin olduğu bölgelerin “denetime” alınması ve “başkasının denetiminde olmaması” gerektiği düşünülür. Sonrasında ortaya bir örgüt çıkar. Halka “sizi kurtaracağız” der, “devrim yapacağız” der. Asker olmasınlar diye erkeklerin ellerini keserler. Çocukları kaçırıp “gerilla” yaparlar. Alkole ve uyuşturucuya alıştırırlar, cinayet işletirler. Onlar devrimin gelecekteki kumandanlarıdır. Bu arada elde ettikleri elmasları kaçakçılara satarlar. O para ile yeniden silah alırlar…


Bize PKK’yı anlatan bir başka film de “Hotel Rwanda”…


Hotel Rwanda, Ruanda Katliamını konu alan, dram türü bir filmdir. 2004 tarihli filmin yönetmeni Terry George`dir. Kanadalı, İngiliz, İtalyan ve Güney Afrikalı firmaların ortak yapımı olan filmin başrol oyuncusu Don Cheadle`dir. Filmin yönetmeni olan Terry George, A. Kitman Ho ile birlikte filmin yapımcılarındandır. Ruanda`nın başkenti Kigali`deki bazı çekimler dışında filmin büyük bölümü Güney Afrika`da çekilmiştir. Film Ruanda`da 1994 yılında Hutu ve Tutsi etnik grupları arasında çıkan ve büyük sayıda (800.000–1.000.000) Tutsi`nin yaşamını kaybetmesiyle sona eren şiddet olayları ve katliamı konu alır ve filmin senaryosu Ruanda Katliamı`ndaki gerçek olaylara dayanmaktadır. Ana karakter Kigali`deki Hôtel des Mille Collines`in müdürü olan Hutu kökenli Paul Rusesabagina`dır.


Ruanda’yı -nazik kelimeler seçmek gerekirse- “kolonileştiren” Belçika, ülkeyi kolay yönetmek için bir yol buldu. Basık burunlular Hutu, ince yüzlüler Tutsi oldu. Dili, dini, gelenekleri, kültürleri tek olan Ruandalılar “Hutular” ve “Tutsiler” yapıldı. Hutular ve Tutsiler birbirine düşman edildi. Onlar birbirine düşman oluncaya kadar, sonuna kadar zorlandı.


Afrika dünya kakao pazarının %70’ine, elmas pazarının %50’sine, altın pazarının %25’ine ve petrol pazarının %10’una sahip. O nedenle “Afrika Afrikalılara bırakılamayacak kadar değerliydi”. Çünkü bu kaynakları onlar hak etmiyordu…


PKK Nereyi Kurtaracak?


PKK’nın ortaya çıktığı ve sahiplenmeye çalıştığı coğrafyaya bir bakalım. Bu coğrafyada nereler var: Türkiye’nin fosfat ve linyit kaynakları. Ayrıca Türkiye’nin bütün petrol kaynaklarının olduğu Batman, Diyarbakır ve Adıyaman. Ayrıca Batman rafinerisi.

Hepsi bu mu?


Hayır!


Bir de elbette Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) var. GAP nedir? GAP 22 baraj, 19 hidroelektrik enerji santrali içeren bir projedir. Bu projede 25 büyük sulama projesi vardır. Proje tamamlandığı zaman sulanacak tarım alanı 1,7 milyon hektardır. GAP doğru kullanıldığında hem Orta Doğu’yu hem de Avrupa’yı besleyebilir. PKK’nın “kurtarmaya çalıştığı” bu bölge, dünyanın en büyük gereksinim duyduğu üç stratejik alana da sahip: Su, tarım ve enerji!


Tıpkı Sierra Leone’deki “elmas” gibi. Bunun için de doğal olarak bir şey gerekiyordu:


Hutular ve Tutsiler!


Devrimci (!), demokratik (!) bir örgüt ise, zaten bulunurdu, bulundu da!


Hepsi bu mu?


Hayır!


Son dönemdeki bazı haberleri hatırlayalım;


Tam da Kafkasya tutuştuğunda, 5 Ağustos’ta Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı`nın Refahiye bölümünde bir patlama meydana geldi. PKK boru hattına saldırıyı üstlendi.


Boru hattındaki patlamanın sabotaj sonucu gerçekleştirildiği henüz açıklık kazanmamakla birlikte, Kafkasya’da kriz tırmanırken, 12 Ağustos’ta Erzincan`ın Kemah İlçesi´nde 3 terörist güvenlik kuvvetlerine uzaktan kumandalı mayınla saldırdı. 11 personelden 7’si olayı yerinde, diğer ikisi hastanede şehit oldu. Bölge, aynı bölge. Bölge neresi: BTC güzergâhı!


Dahası Var…


BTC’ye karşı olduğunu açıklayan ülke var mıdır? Rusya… Ermenistan…


BTC’nin önemi nedir? Türkiye için jeopolitik üstünlük sağlayan BTC, Ceyhan’ı bir enerji merkezine dönüştürüyor. Ayrıca üretici ülkeler ile tüketici ülkeler arasında enerji koridoru oluşturuyor. Bundan başka Türk Boğazları için en önemli sorun olan tanker trafiği, BTC ile en aza iniyor. En önemlisi: Orta Doğu petrolüne alternatif oluşturuyor..


BTC’nin alt kısmında patlamalar var. Üst kısmında ne var: Savaş…


Gerçi, Rusya`nın Bakü Büyükelçisi Vasili Istratov, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattının Gürcistan`dan geçen kısmına Moskova`nın zarar vermek niyeti olmadığını açıkladı. Tiflis’in iddia ettiği gibi BTC’ye füze atmamışlar.


Istratov, düzenlediği basın toplantısında "Rusya, Güney Osetya`nın güvenliğini koruduğu sıralarda, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının Gürcü topraklarından geçen kısmına yönelik herhangi bir sorun oluşturmayı hedeflemiyor" dedi. Istatov diyor ki; “Çatışmaların sürdüğü yere yakın bölgede Azerbaycan`ın enerji kaynaklarının önemli ihracat boru hattının bulunduğunu biliyoruz. Biz bu hattın Azerbaycan için ne kadar önem arzettiğinin farkındayız ve Rusya`nın bu boru hattına yönelik hiçbir olumsuz planı bulunmamaktadır.”


En son ne oldu?


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, paralel hat Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğal Gaz Boru Hattı`ndan (Şahdeniz) Türkiye`ye gaz akışının önce kesildiğini daha sonra da 14 Ağustos itibariyle tekrar açıldığını doğruladı. Azeri doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa`ya ulaştıran Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattı, 2 Temmuz 2007 tarihinde devreye alınmıştır. Söz konusu hattın, Türkiye ve Yunanistan üzerinden İtalya`ya bağlanmasıyla birlikte, 2012 yılından itibaren Şahdeniz hattından yıllık 11 milyar metreküp gazın Avrupa`ya taşınması öngörülüyor.


BP de, Bakü`den Gürcistan`ın Karadeniz kıyılarına uzanan Bakü-Supsa petrol boru hattını, Rusya-Gürcistan çatışması gerekçe göstererek tedbiren kapattı.


BP Sözcüsü Robert Wine, yaptığı açıklamada, günlük 90.000 varil petrol taşıma kapasitesi olan Bakü-Supsa hattının, çatışma riskinin yüksek olduğu Gürcistan`ın merkezinden geçmesi nedeniyle önlem olarak kapattıklarını belirtti. Wine, Rus güçlerinin hatta saldırıda bulunduğunu ilişkin açıklamalara karşın, Bakü-Supsa hattında hasar olduğuna ilişkin herhangi bir veri olmadığını söyledi. BP, Gürcistan`da üçüncü bir boru hattını petrol ihraç etmek için kullanıyor, ancak işletmiyor, bu hat şu anda açık durumda bulunuyor.


Dönelim PKK’ya…


PKK’nın kurtaracağı bölge neresi: Kafkasya ile Orta Doğu’nun kesişme noktası!


PKK “Kürtler için kültürel haklar” istiyor… PKK’nın “kültürel haklar” için mücadelesine bir bakalım:


PKK 1978’de kuruldu. GAP’ın açıklamasından bir yıl sonra!


PKK kaç yıldır saldırıyor: 25 yıldır, ASALA’nın çökmesinden bir yıl sonra!


1984 yılından 2006 yılı Haziran ayına kadar ülke sınırları içerisinde 45.453 “terör eylemi” gerçekleştirildi. 36.628 kişi öldü. Teröristler hariç! Türkiye’nin 380 milyar doları, terörle mücadele için kaybedildi. Bu arada hafızalarımızı tazeleyelim: Kürtlerin kültürel hakları var!


Bu para ile ne yapılabilirdi bunu düşünelim?


GAP biterdi! “Bölgede” kişi başına düşen gelir 5 kat artardı ve 3,5 milyon yeni istihdam sağlanırdı…


Her biri 50 milyon dolarlık 75.000 fabrika yapılırdı.


Son Olarak?


PKK’ya sempati ile bakanlar kimler?


Onu da siz bulun! Bir de;


“PKK Türkiye’yi istikrarsızlaştırma operasyonunun adıdır!”



alıntı...

_````GULce````_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 1655
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 21.08.2008 21:19


KÂBUS TABİRLERİ


Rüya deyip geçmemek lâzım. Rüyalar öyle sıradan şeyler değildir. Öyle, uyuyakalmışım, rüya gördüm, rüya bu da bakın neler olmuş, diye de düşünmemek lâzım. Rüyalar çok önemlidir. Tarih boyunca rüya yorumcuları çok iyi para kazandı. Çünkü çoğu hükümdar tarihte –belki de hâlâ böyle oluyor- rüyalarını yorumlayıp karar aldılar.

Rüyalar gerçekten mesaj içeriyor olabilir. O yüzden çok ciddiye almak gerekir. Hele ki diplomasi ile meşgûl iseniz, her bilgiyi ve veriyi çok iyi etüt etmelisiniz. Buna rüyalar da dahildir. Onun için şimdi kimi muhtemel rüyaları ele alalım ve profesyonelce yorumlamaya çalışalım;


• Kıbrıs’ta sahilde yürüyorsunuz, kumsal bomboş, Papadopoulos yanınıza gelip, “senin pasaportun nerede kale, vize lazim enkdaksi?” diyor.

Büyük bir ihtimâlle Kıbrıs konusu ile ilgili bir bakanlıktasınız ve sorumluluk taşıyorsunuz. Masanızdaki dosyaları bir kez daha inceleyin. Gözünüzden kaçmış bir şey olabilir.


• Brüksel’desiniz. Büyük bir kutlama yapılıyor. Gökten konfeti yağıyor. Dev gibi bir salonda herkes sizi tebrik ediyor. Derken kalabalığın arasından Papadopoulos’un size sinsi sinsi baktığını görüyorsunuz.

Yaklaşan Türkiye-AB müzakereleri sizi çok düşündürüyor. Cesur olun, metanetli davranın. Ama rüyanız size hata yapabileceğinizi bildiriyor, dikkatli olun.


• Bozkırda at koşturuyorsunuz. Saçlarınız uçuşuyor. Rüzgârla yarışıyorsunuz. Derken atın terkisinde Papadopoulos’un oturduğunu fark ediyorsunuz. Çok korkuyorsunuz. Ama o size, “korkma vre kale. Ben müzait bir yerde inezeğim. Ama önze müzakere edelim” diyor.

Diplomasi mesleğinde, Kıbrıs konusunun öneminin ve sizi asla rahat bırakmayacağının farkındasınız. Eğer yeniden uyuma imkânınız varsa, uyuyun ve Papadopoulos’u uygun bir yerde indirin. Veyahut atı şaha kaldırın, yola devâm edin.


• Havuzda yüzüyorsunuz. Tam bir parti havası var. Derken müzik bir anda kesiliyor. Havuzun içerisinde sular karışıyor. Sonra suların içinden zayıf, çiroz gibi ve yarım metre boyunda bir ejderha çıkıyor. Siz korku ile yana sıçrayıp, “git git” diyorsunuz. O da size “sen git. burasi benim karasularim. Anladin? Endaksi?” diyor.

Endişeye mahal yok. Sakin olun. Böyle durumlar zaman zaman olur. Siz şekeriniz varsa ona dikkat edin.


• Tekneden deniz atlıyorsunuz. Başınızı sudan çıkardığınızda karşınızda Barzani duruyor. Barzani sahnede, üzerinde deriden yapılmış beyaz bir Elvis kostümü ile size “Youre always in my heard”ı söylüyor.

Ankara’ya yakında Kuzey Irak’tan bir heyet ziyâreti olabilir. Muhtemelen para karşılığı işbirliği teklif edecekler. Şâyet rüyanın devâmında Barzani, “yek-dü, yek-dü” diye yürüyorsa, sorun etmeyin. Şâyet hulahop çeviriyorsa, görüşmelerde para konusuna girmeyin.


• Tatildesiniz. Cep telefonunuz çalıyor. Karşınızda bakan var. Bakan sizden acilen Ankara’ya dönmenizi, gelirken de Afyon’dan lokum ve havlu almanızı istiyor.

Rüya filân demeyin. Tereddüt etmeden Afyon’a gidin havlu ve lokum alıp, mesaiye yetişin. Bu işler şakaya gelmez.


• Putin’i Ankara’ya getirecek uçak aprona yanaşıyor. Uçağın kapısı açılıyor. Ancak uçaktan Putin inmiyor. Onun yerine önce Harlem basketbol takımı, Saddam Hüseyin, Yaser Arafat ve sonra Frank Sinatra iniyor. Hepsi size doğru koşuyor. Meğerse iskeledeymişsiniz. Sizi aşağıya itiyorlar, ama siz uçurumdan düşüyorsunuz. Sizi Alex De Souza tutuyor.

Sabah kalınca ilk iş bir dietisyen aramak ve ardından yıllık izninizden bir hafta almak olsun. Çok yorulmuşsunuz. Anlayışa ihtiyacınız var.


• AB ile müzakereler başlamış. Siz heyettesiniz. AB heyetinde kızınızın flörtü ve Papadopoulos beraber oturuyor. Sizden parklarda maymun beslenmesini ve bütün bahçelere menekşe dikilmesini istiyorlar. Siz de “bunu elbette sevinçle yapacağınızı, ama çok yüksek maliyet olduğunu. uygun görülürse, bu konuda derhal bir araştırma hazırlanacağını. En iyisinin aynı gündemin bir sonraki yılki teknik komisyonların ortak toplantısında ele alınması olacağını, ama münasip ise Kıbrıs konusunda söz almak istediğinizi” söylüyorsunuz.


Sizde gece gündüz kalmamış. Biraz da başkaları çalışsın. Müzakereleri kişiselleştirmeyin. Kızınıza da haksızlık etmeyin. Endaksi?

_````GULce````_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 1655
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.09.2008 21:34


BEN NEDEN KOMPLO TEORİSİ YAZAMIYORUM?


Bu beni kahrediyor. Elâlem ne güzel komplo teorileri yazıyor. Hem de “fırt fırt”, lokma tatlısı yapar gibi. Ama ben beceremiyorum. Ne zamandır, önümde kağıt-kalem düşünüyorum, ama sonuç yok. Hem de hiç yok. Geçenlerde bir tane buldum, “İstanbul’un altında Karadeniz’i Marmara’ya bağlayan tüneller var. Bu tünellerde Yunan ve Rus ajanları cirit atıyordu. Sonra Türk ordusu tünellerde Zodyaklarla operasyon düzenledi” diye, meğer bunu da birisi akıl etmiş.


Acaba, “votka sosyalist yapıyor” desem tutar mı? Veya ABD “hamburger köftesine zihin kontrolüne yarayan virüs yerleştiriyor” desem?...


Şu nasıl? İngilizler atların zihinlerini kontrol ediyor. Bir gün bütün dünyadaki at yarışlarında aynı anda devreye girip, sürpriz atları getirip, büyük ikramiyeleri toplayacaklar ve dünya ekonomisi çökecek. Bu olmadı galiba. Acaba rock müziği melodilerinin içine gizli örgütlerin mesajlarını mors alfabesi ile gizlediklerini yazsam, yok artık!


Bir de buna bakalım; Fransızlar dünyadaki bütün köpek ırklarının genleriyle oynadılar. Uydudan bir sinyal verecekler, hepsi sahiplerini parçalayacak ve Fransa dünyaya hâkim olacak. Belki işin içine kedileri da katsam.... Yok, bence de olmadı.


Yok yok, olmayacak. Daha büyüğü lâzım. Ama uzmanlar hepsini keşfetmiş, icat etmiş. Çok zor, çok. Tamam, buldum; İsrail bir bomba yaptı, bu bomba fasulyeleri öldürüyor. İsrail depolarını fasulye ile doldurdu, fiyatı altından yüksek olunca dünyaya satacak”. Bu belki tutar. Her şeyden önce içinde İsrail var. Buna bir de ortak ABD şirketi bulursam, tutabilir. Patlat Ramazan’da gitsin!...


Ama yetmez, daha büyüğü lâzım, çok daha büyüğü. Meselâ Alman istihbaratı bir sistem kurdu, Türkiye’ye gelen bütün turistlerin çektiği resimleri satın alıyor ve sonra o resimlerden Türkiye’nin bire bir ölçüsünde bir harita yapıyor. Her gelen turistin çektiği fotoğrafla da değişiklikleri izliyor.


Galiba, olacak. Neredeyse tutturacağım. Ama galiba buna biraz da kurum, adam ismi, dosya numarası, birkaç tarih ve daha da esrarengiz olmasını sağlayacak birkaç olay eklemek gerekiyor. Bütün turistler sırf bunun için geliyor olsa?


Komplo teorisi yazmak gerçekten zor. Her şeyden önce okuyanların gülmesini göze almak gerekiyor. Ayrıca biraz da poz yapmak gerekiyor. Vallahi zor iş. Yok, ben gelemem o kadar sıkıntıya. Ben yine efendi efendi yazılarımı yazarım, analizlerimi yazarım. Arada bir de keyif alacağım bir şeyler karalarım. Bana ne bütün bunlardan? Hem şart mı? Kime şart ise, o yazsın.

_````GULce````_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 1655
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 11.09.2008 21:38


ALTERNATİF TARİH YAZMAK LÂZIM


Tarihçiler çok şanssız. Eminim doktorları, mühendisleri ve diğer bilimlerdeki meslektaşlarını kıskanıyorlardır. Çünkü diğerlerinin bir yenilik yapma, bir şeyler icat etme, keşfetme şansı var, fakat tarihçilerin bu konuda imkânı çok sınırlı. Bunun tarihçiler üzerinde ciddi bir baskı kurduğunu düşünüyorumn. Dön, dolaş aynı şeyler. Zâten her tarihçinin orijinal belgelere ulaşma şansı da yok. Yazılacak her şey yazılmış, yapılacak her yorum yapılmış. Gerçekten çok tatsız bir durum. Galiba “alternatif tarih tezleri” bu noktada ortaya çıkıyor. Yani biraz “ben sıkıldım, kapasitemi gösteremiyorum. Şöyle bir adım atayım da, herkes kim olduğumu görsün” durumu.


Yok Çanakkale Savaşı’nda yenmemişiz de, yok İkinci İnönü Savaşı olmamış da bilmem ne. Sadece bizde değil, Frenk aleminde de böyle. Tarihe biraz geyik muhabbeti, biraz da paparazi heyecanı ile televole eklenenince alternatif tarih tezi oluyor. Türk tarihi de, Roma tarihi de, Mısır tarihi de…


Benim de aklıma bazı tezler geliyor. Yalan yok, benim hoşuma gitti.


Meselâ;


Roma’daki Colleseum depremde yıkılmamıştır, Hopdediks yıkmıştır. O dönemde Galya’da giderek sıklaşan sokak gösterileri, Galyalıların “Faşist Roma Galya’dan Defol” sloganları ile büyürken, dönemin siyâsî partileri Roma’da tutuklu bulunan Asteriks’i desteklediklerini bildiren “Dayan Asteriks, Uyan Galya” aldı bir deklarasyon yayınlamıştır. Aynı dönemde “Yaşasın Aragot-Vizigot Kardeşliği” ve “Paganlar Germenya’ya” pankartları ile yürüyen bir güruh Collesium’un önüne gelerek Romalı lejyonerler ile çatışmıştır. Sezar’ın olağanüstü hâl ilân etmesi gelişmeleri önlememiştir. Sezar mücavir illerden gladyatörleri kendisini desteklemeye çağırırken, Asteriks yandaşlarını sakin olmaya davet etmiştir. Dönemin yabancı medyası hadiselerin kaygı verici boyutlara ulaştığını bildirmiştir. Olaylar sırasında Hopdediks de Colleseum’u yıkmıştır. Devâmla; Hopdediks’in gücünü “Deve Gücü Tazı Hızı Şerbeti’nden” aldığı ve küçükken kazana düştüğü de küllüm yalandır. Çünkü Hopdediks’in Deve Gücü Tazı Hızı şerbetine alerjisi vardır ve kazana da düşmüş olsaydı fena hâlde haşlanırdı, ki haşlanmamıştır.


Veya bir başkası;


Piza Kulesi çürük zemin yüzünden eğilmemiştir. Piza Kulesi’ni Samson eğmiştir. Samson kuleyi eğerken, sevgili Dalila’da gözcülük yapmıştır. Hatta Samson ve Dalila, ABD’deki Bonnie-Clyde gibi ve 70’li yıllarda Almanya’daki Baader-Meinhof gibi siyâsî ve devrimci bir örgüttür. Ayrıca Samson’un acı kuvveti saçlarından gelmemektedir. Samson’un gücü Dalila’nın dolduruşundan gelmektedir. Samson’un Piza Kulesi’ni eğmesinin nedeni, egemen güçlerin simgesi olan tesislere saldırarak, örgütünün gücünü kamuoyuna göstermek arzusundan kaynaklanmıştır.


Tarihi yenenlerin yazdığı, biraz da istediği gibi yazdığı doğru. Ama galiba alternatif tarih tezlerini de sadece yenilenler yazıyor. Bana öyle geliyor.

GUL_G_G_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 8075
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 14.10.2008 22:43


CANAVARLAAAR!



Aziz Dostum Stragonof Kievski;


Mektubunu aldım ve çok sevindim. Yazdıkların beni mutlu etti. Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu. Türkiye’de neler olduğunu sormuşsun. Elimden geldiği kadar anlatmaya çalışayım. Seninle son görüşmemizden bu yana Türkiye’de çok şey yaşandı. Uzun süre başımız belâdaydı. Başımız belâdaydı, çünkü Türkiye’ye canavarlar saldırdı!


Senin ülkene dönmenden sonra ilk olarak “enflasyon canavarı” ülkemize tasallut etti. Onun yüzünden çok zor bir dönem geçirdik. Fiyatlar neredeyse her gün değişiyordu. Artık onunla yaşamaya alışmıştık, ama son bir defa sağlam çakıp gitti.


Gittiğine çok şaşırdık, muhtemelen yiyeceği bir şey kalmamıştı. Ama içimiz artık rahat. Çünkü bir daha gelmeyeceğini biliyoruz. Bu ülkede enflasyon canavarını besleyecek kadar ot bitmesi için uzun zaman lâzım.


Bu arada bir de “işsizlik canavarı” vardı. O muhtemelen “enflasyon canavarı” ile geldi, ama o gittikten sonra da kaldı. Muhtemeldir, bizi çok sevdi. Biz ondna pek hoşlanmadık, ama alıştık bir kere. Kendimiz besliyoruz.


Meselâ zevk olsun diye üniversite okuyanlar, yurtdışında yüksek lisans yapıp, sonra ev hanımlığında karar kılanlar var. Bir de elbette kendisine layık iş bulamadığı için baba parası ile yaşayan, amca yaşına gelmiş gençler var. Dedim ya, hep beraber besliyoruz.


Sevgili Kievski;


Unutmadan biz bir de “terör canavarının” tasallutuna maruz kaldık. Ama onu vallahi, billahi ve tillahi biz beslemedik. O geldiğinde zâten epey semirmişti. Galiba başkaları besleyip besleyip ülkeye salıyordu. Sıkı bir rejim uygulayıp epey zayıflattık. Bu arada 30.000 can ve 100 milyar dolar gitti, ama en azından zayıfladı.


Bu arada ülkemizde hâlâ “trafik canavarı” var. Trafik canavarı ülkenin bütün yollarında pusu kuruyor. Ne kapanlar ne tuzaklar kurduk, para etmedi. Ondan başka şimdiler de bir de “holganizm canavarı” var.


Neredeyse her tribünde ortaya çıkıyor. Nereden geldi, anlayamadık. Uluslararası botanikçilere ve ile cümle âlemin flora ve fauna eksperlerine müracaat ettik, onlar da daha önce duymamış. Ben de internete baktım, orada da yok. Ah bir de bilsek, bütün bu canavarlar nereden çıktı!


Ah dostum Kievski,


Bu arada meğer Van Gölü Canavarı da, Toros Canavarı da yalanmış. Yahu çocuk gibi kanmışız. Neyse zâten bir onlar eksikti. Gerçi o canavarlar olsaydı, iyi para yapacaktım. Hatta bizim yeğen birisinin yavrusunu istiyordu, ama varsın olmasın. Ne yapalım artık.


Yeğen dedim de, senin eski komşularının bir oğlu oldu. Oğlan bütün gün çizgi film izliyor. En sevdiği de “kurabiye canavarı”. Maşallah oğlan da “canavar” gibi, ah bir görsen!


Türkiye’de durumlar böyle aziz dostum Stragonof Kievski. Dün canavarlarla uğraşıyorduk, bugün de canavarlar ile uğraşıyoruz. Canavarların birisi gidiyor, ikisi geliyor. Ama biz Türkler iyiyiz. Allah’a şükür bir sıkıntımız yok. Çok mutluyuz. Canavar gibiyiz.


Her neyse sana ve şahsında hanene hürmet ve selâm eder, küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim.




:))

U_S_ovalye
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
36 yaşında / Erkek
Merkez
Rize
Aktif Toplam Yazı : 4105
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 14.10.2008 22:52


Güz Gülü Gül GG Gülbilmem ne ...Yaw biz bir şovalyeyi idare edemiyoruz...Onunda özünü koruyamadık her yanına çizgiler doldurduk :)) Sen nasıl bunca gül "g" li rumuzları idare ediyorsun...Nedir bu g harfine ve güle duyduğun sevgi gül hanım

GUL_G_G_
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
25 yaşında / Bayan
Yurtdışı
Avustralya
Aktif Toplam Yazı : 8075
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 14.10.2008 23:01


:))

benim gerçek adım gül...ve gülleri sevmeyen varmıdır...bundan olabilirmi umut...

ben terazi burcuyum..idare yeteneğim bundan olsa gerek..:)

canarya007
  • Mesaj
  • Profil
  • Ekle
35 yaşında / Erkek
Merkez
Antalya
Aktif Toplam Yazı : 9546
[ Göster ]
Yazılış Tarihi : 14.10.2008 23:03


çok olmus gül abla ellerine sağlık ama bunları oku oku bitmez:=))


[1] [2] [3]
Arkadas.Com forum kuralları için tıklayın...           
 
KAPAT

Sınırsız Kullan